İslam ümmetinin mükemmel örneklerinden birisi de İslam ordusunun dünyaya göstermiş olduğu ahlaki yüceliktir. İslam ordusu fethettiği topraklara girmiş ve askerler caddelerde dolaşmışlardır. Fethedilen bu şehirlerdeki kadınlar en güzel elbiseler içerisinde balkonlardan bu askerlere bakmışlar, ancak bu kahraman askerlerden tek bir asker bile kafasını kaldırıp bu kadınlara bakmaya çalışmamıştır. Hattâ askerler caddelerden kadınların balkonlardan kendilerine baktıklarını bilmeksizin geçmişlerdir. Bu durum, mağlup milletlerin yüzyıllarca savaşçılardan gördükleri rezilliklerden ve insanların hikâyelerde ve masallarda bu savaşçı milletler hakkında anlattıklarından tamamen farklılık arz etmektedir. Çünkü işgalcilerin ayak bastıkları milletlerin topraklarında yaptıkları şey; oraları harap etmek, oradaki bütün kadınların ırzlarına geçmek ve hattâ kadınlarla bütün çirkinlikleri ve azgınlıkları yapmalarıdır. Fethedilen ülkelerdeki halklara gösterilen bu sıra dışı uygulamaların ardından, İslam ordularının onların kalplerini kazanması nasıl mümkün olmasın? Çünkü İslam ordusu aldığı yerleri, hiç kimsenin namusuna el sürmeden ve şerefine dokunmadan fethetmiştir.
Askerler
*~●。。。Onların her birinin yüreğinde, insanı kahraman yapan o soylu kıvılcım bulunur; ne var ki ışıldamaktan yorgun düşmüştür bu kıvılcım, ancak "o büyük an" geldiğinde alevlenir ve nice soylu eyleme düşürür ışığını.
Sayfa 147 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Çeviren Mazlum Beyhan·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sen Normandiya’daki, sen Ukrayna’daki, sen Frisko’daki, sen Londra’daki, sen Hoangho’daki ve sen Mississippi’deki, sen Napoli’deki, sen Hamburg’daki, sen Kahire’deki, sen Oslo’daki anne, siz yeryüzünün dört bir yanındaki, siz bütün dünyadaki anneler, sizlere yarın askerî hastanelerde hemşirelik yapacak kızlar ve yeni savaşlar için askerler doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek şey var: HAYIR demek !
30 Ağustos 1964 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ibretle seyredilmeğe değer bir fotoğraf yayınlandı. Bu fotoğraf Dumlupınar meydan savaşından sonra tutsak edilen Yunan Başkomutanı Trikopis ile adı açıklanma-yan bir Yunan prensinin ve Yunan Ordusu Kurmay Baş-kanı General Dionis'in Türk Albayı Reşit Beğ tarafından götürülüşünü gösteriyordu. İşin ibretle bakılacak tarafı Dionis'in, sanki seyrana gidiyormuş gibi sigara içmesi ve trene doldurulmuş tut-sak Yunan askerlerinin de kendi prensleriyle komutanla-rının götürülüşünü gülerek seyretmesiydi. Yalnız, önüne bakarak ve şapkasını elinde tutarak yürüyen prenste bir utanma duygusu olduğu görülüyordu. Korkunç bir bozguna uğramalarını, düşman eline düş-melerini hiç umursamayan, üstelik komutanlarının tut-saklığına gülen bu askerler şüphe yok ki dünyanın en şerefsiz ve haysiyetsiz insanlarıydı. Banyo içinde küçük çocuklarla analarını öldüren, fakat tepelerinde uçakları görünce beyaz gömlek çıkarıp teslim bayrağı sallayan bugünkü palikaryalar da, yine hiç şüphesiz, dünyanın en haysiyetsiz milletidir.
Sayfa 433 - 434 Ötüken, 1975, Sayı 8·Kitabı okudu
"Biliyor musunuz çocuklar, halk ozanımız Karacaoğlan'ın yazdığı bu türküyü Çanakkale Cephesi'nde bir askerimiz her akşam söylermiş. O kadar güzel ve içten söylermiş ki, siperleri yakın olan Anzak askerleri bile zevkle dinler, yüreklerinde hissederlermiş. Fakat bir gece söylenmemiş bu türkü. İkinci gece yine söylenmemiş. Anzak askerlerinin bile dikkatini çekmiş bu durum. Üçüncü gece de türküyü duyamayınca dayanamamışlar ve ertesi sabah, "O güzel sesli arkadaşınız neden üç gündür söylemiyor o türküyü?" diye bir kâğıda not yazarak taşa sarmışlar ve bizim sipere doğru atmışlar. Biraz sonra, aynı şekilde taşa sarılı bir kâğıt atılmış bizim askerler tarafından... Kâğıtta söyle yazılıymış: "Üç gün önce şehit ettiniz de ondan.."
Sayfa 199 - Yediveren Yayınları·Kitabı okudu
Roman
Sömürgeci şiddet, bu köleleştirilmiş insanlara sadece söz geçirmeyi amaçlamakla kalmaz, onları insanlıktan çıkarmaya da çalışır. Onların geleneklerini yok etmek, dilleri yerine kendi dilimizi benimsetmek ve karşılığında kendi kültürümüzü bile vermeden onların kültürünü yerle bir etmek için elden gelen her şey yapılacaktır; yorgunluktan serseme döneceklerdir. Açlıktan kadidi çıkmış ve hasta bir haldeyken hâlâ karşı koyacak güçleri kalmışsa eğer, gerisini korku halleder: Silahlar köylüye çevrilir, siviller gelip onun toprağına yerleşir ve kırbaç korkusuyla bu toprağı onlar için işlemeye zorlanır. Köylü direnirse askerler ateş açar, artık ölü biridir o; boyun eğer ve kendini küçültürse bu kez de artık insan olmaktan çıkar. Utanç ve korku karakterini parçalar, kişiliğini dağıtır.