O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner Azrail'e hoş geldin diyebilmekte hüner. ** Açma pencereni perdeleri çek: Monna Rosa, seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek; Anla Monna Rosa, ben öteliyim... Açma pencereni, perdeleri çek. Perde ve pencere metaforları üstat Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç'un şu dizelerinde beraber değerlendirildiğinde pek çok derin manaları barındırdığı görülecektir. Onlardan birini şöyle ifade etmek mümkündür.. Öteli olmak ve bir bakışın ölmeye yetecek olması "Hz Peygamberin "ölmeden önce ölünüz" fermanına işaret etmekle birlikte, beşeri aşktan ilahi aşka geçişin bir basamağı olarak da karşımızda durmaktadır. "Azrail'e hoş geldin" diyebilen bir mümin nazariyesi; perdelerin çekilmesi ile beşeri aşkın sınırlarının aşılmasına imkan sağlayan bir lütfun da işaretidir. Böylece ötellilik sırrıyla nazarını ahirete çeviren bir mümin, kendisini ölümün kıyısına getirecek bir aldanıştan sıyrılmakla birlikte Azrail'e dost, Resulü Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimize hakiki bir yoldaş olma nimetine erişecektir..
Şiir
MEVLÂNÂ’DA AKIL-AŞK İLİŞKİSİ Tasavvufî düşüncede şüphesiz en çok tartışılan konulardan biri de akıl ve aşk ilişkisidir. İslam tasavvufunda aklın hakikati tecrübe etmede yetersiz kaldığı her halükarda vurgulanmaktadır. Mevlâna’da aşk her şeyden önce akla karşılık gelen bir yeti görünümündedir. İlahi aşkı en derin anlamda tecrübe eden, bu tecrübenin tecellileri karşısında aşk sarhoşluğuyla kendinden geçen Mevlânâ öteleri kavramanın ve bu alanda birtakım feyizler alabilmenin tek yolunun aşk olduğunu savunur. Onun, akıl-aşk ilişkisinde tercihini aşktan yana yaptığını görmekteyiz. O duygu ile iradeyi ön planda tutar, aşk ile fikrin, iman ile aklın terkibini savunur. Ancak buna bakılarak Mevlâna’nın aşk adına aklı inkâr eden bir sûfi olduğunu söylemek yanlış olur. Mevlâna bu noktada akıl ile aşk terkibini, bu ikisinin kucaklaşmasını önermektedir. Mevlânâ gerçek âlemde Allah’a ulaşmak için çok farklı bir yol olduğunu söylese de öncelikle aşka, ardından da bilgiye ve hakiki akla vurgu yapar. Allah’ın insanoğluna en büyük lütfu şüphesiz akıldır, fakat akla anlayışı, hoş geçimi, hoşgörüyü, sabrı, hilmi, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de, insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. Akıl pervane, sevgili de mum gibidir. O, hiçbir akla sığmaz, hiçbir akılla anlaşılmaz. Akıl yüzlerce mühim işe dağılmış binlerce isteğe, mala mülke bölünmüş! Bu cüzleri aşkla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dımışk gibi hoş bir hale gelesin. Q Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli aşkla bulabilirsin ancak. Allah senin şu aklından
Reklam
Eskici Hakan Taşıyan'ın şarkısı ‧ 1998 Çekinme eskici içeri buyur Burada bir aşkın ateşi uyur Baktıkça içimin yangını büyür Al götür eskici, topla ne varsa Kalmasın bu aşktan hiçbir hatıra Onundu şu masa, şu kalem kağıt İster sat istersen hayrına dağıt Bitsin bu hıçkırık, dinsin gözyaşım Hepsinde yaşanan binbir anım var Hepsinin bir şeyler söyler yanı var İçimde bu aşkın hatırası var Al götür eskici, topla ne varsa Burada ne varsa hepsi senindir Önce duvardan tabloyu indir Hiç sorma resmini gördüğün kimdir Al götür eskici, topla ne varsa
Müzik
(Rüya) (Semiha Hanım evinin barında oturuyordu.Kapı çaldı.Hizmetli kapıyı açtığında gelen kişinin Alpay Bey olduğu görüldü.Alpay ağır adımlarla Semiha Hanımın yanına yaklaştı.) Semiha: Alpay Bey hoş geldiniz Eşimle artık çalışmadığınızı duydum Sizi buraya getiren nedir? Niye geldiniz? Gelmemeliydiniz Alpay:Beni son kez dinlemeni istiyorum.Ve son kez olduğu için aramızdaki resmiyeti kaldıracağım. (Alpay yanına oturdu.) Alpay:Pekala,mesele şu Baronla servetini büyütmek için evlendiğini biliyorum. Ondan gördüğün baskıların ve hakaretlerin de farkındayım. Buna rağmen miras için onunla kalmayı seçtiğini de biliyorum. Merak etme seni yargılamayacağım Pisliğin içinden geliyorum Bunun da farkındayım Servetimi ne kadar büyütürsem büyüteyim,senin gözünde kocan sayesinde zengin olmuş bir uşağım. Ben yalnızca bir milyonerim Baron ise bir multitrilyoner Ailen topluma fayda sağlayan insanlardan oluşuyor İş insanları,fabrikatörler,ülkeye mal olmuş isimler
Edebiyat
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
Aşk her şeyi eşitler… ayrım yoktur aşkta…
Özlem, Aşk, ölüm gibidir. Aşk her şeyi eşitler… ayrım yoktur aşkta… zengin fakir ayırmaz, genci ve yaşlısı yoktur, güzeli çirkini yoktur aşkta çirkin hiç yoktur. Aşkın yeri yurdu vatanı yoktur aşkın tek vatanı çöldür, çölü görmeyen aşktan ne kadar bahsetse de sadece lisanda kalır lisanihal olamamıştır… aşk’ta gülden önce dikene aşk saklıdır, hangi diken hangi yüreğe batmadı ki… biR’ münZ’evî üstâd…

Özlem

@Ozlem_0655
·
Aşk, işlerinde ne saygı ne de mantık sınırlarını gözetir ve tıpkı ölüm gibidir. Yoksul çoban kulübeleriyle kralların görkemli sarayları arasında bir ayrım yapmadan saldırır.
Sayfa 793 - Yky·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Reklam