• 199 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Hiç düşünmezdim öfkemin bana anlatmak istediği birşeyler olduğunu bu kitabı okumadan önce. Anne, baba, kardeş, arkadaş ve eş ilişkilerini dansa benzetmiş ne kadar uyum varsa dansın bize kattığı anlamda o kadar büyük olur. Harika bir benzetme değil mi?
    Yapacağın şey öfkeni tanımla derinine in gerçekte neye öfkelendiğini bul. Yapmayacagin şey ise karşındakini değiştirmeye kalkma bu asla işe yaramıyor! Sen kendinden sorumlusun nasıl hissedeceğini sen belirlersin!
    Örnek vakalarla ilişkiler arasında geleneksellesmis eski dansların nasıl daha heyecanlı ve uyumlu dansa çevrildiğini anlatmış. Sen sana yakın olanı al ders çıkar ondan.
    Unutma ofkenden ve duygularından sen sorumlusun ve bunu değiştirecek kişi de senden başkası değil!
    Tekrar tekrar okunası kitap...
  • Norman cousins Bir hastalığın Anatomisi ismli kitabında keyifli vakit geçirerek,kanser hastalığını nasıl yendiğini anlatıyor .Doktorlar Cousins'in yaşama şansının yüzde 1den bile daha az olduğunu söyler ama o asla aklına kötü bir düşünce getirmez.Hayatdan kopmaz Hatta hayata daha sıkı bağlanır.En sevdiği komedi filmlerini alıp kahkaha atarak her gün izler sevdikleriyle vakit geçirir.Zamanla o keyifli vakitler etkisini gösterir ve sonuç muhteşemdir
  • 288 syf.
    ·3 günde·7/10
    ''Bin dokuz yüz yirmi üç yılının yirmi üç kasım sabahı, Hanya Limanı'ndaki çınar ağaçlarının dili olsaydı, o günü ''mahşeri'' diye tarif ederlerdi.''

    O sene, mübadele senesi. Lozan'da imzalanan sözleşme gereği Yunanistan Krallığı ile Türkiye arasındaki, yurttaşların din esası üzerine zorunlu göçü. Nasıl bir şeydir düşünebilir misiniz? Doğup büyüdüğünüz topraklardan, bir kenenin vücuttan söküldüğü gibi çıkartılıp, hiç bilmediği yerlerde, tanımadığı insanlarla yaşamaya mecburiyeti. Bunca yıl can cana, yan yana yaşadığın, sırtını yasladığın insanlara düşman olmak. Geçmişini, bir daha asla geri dönmeyecek şekilde, ardına bile bakmadan bırakıp gitmek. Ben düşünmedim. Okuduklarım yeterice acı verdi bana çünkü.

    Saba Altınsay'ın kitabını sitede nerdeyse hiç okuyan yok. Alıntı veya inceleme ekleyen de. Okumak isteyenlere faydalı olmasını umduğum bir inceleme eklemek istiyorum.
    Yazarın kullandığı dil ve gün içinde konuşulan bazı Rumca kelimeler kitabına katması, benim kitaba adaptasyonumu hızlandırdı ve birden içinde buldum kendimi. Yalın bir dil ve betimlemelerin derinliğiyle sanki Girit değil kendi mahallemde gibi, konu, komşu, eş, dost, yaşadıklarımızı anlatıyor hissine kapıldım. Yalnızca okumadım, bu kitabın içinde yaşananları gördüm aynı zamanda. Yazarın cümleleriyle Girit havasını içime çektim. Müslüman-Hıristiyan, Türk-Rum ayrımı olmaksızın nasıl dostça bir yaşam sürüldüğünü, ama aynı zamanda geçmiş olayların da akıllarda kazınmasıyla her an tetikte bekleyen bir yer halkı. Çok zor. Gerçekten, yaşananların hafızalardan silinmemesi gerekiyor. Konusu yalnızca tarih mi? derseniz, hayır.

    Kuyumcu İbrahim, genç, bıçkın ve herkesin gözünün üzerinde olduğu bir delikanlı. Girit'in bütün kızları ona vurgun, ama o gönlünde yalnızca birine yer ayırmış. Cemile'sine. Bir an önce kavuşmaktan başka arzusu yoktur. Gün gelir dilediği olur ama talihsizliklerin yakasını bırakmayacağını nerden bilsin. Yakın dostu Piçiriko; yersiz, yurtsuz ve kimsesiz olan, düğünlerin, şenliklerin vazgeçilmezi Çakali en sevdiği iki kişi. Mübadelenin gelişine hazırlıksız yakalanacaklarından, kardeşin kardeşe kırdırılacağından ve yurtlarından olacağından habersiz yaşayıp gidiyorlardı. Taa ki o günlere yaklaşana kadar. Herkes birden kör olmuş, karşısına kim geçerse kesip biçmeye, oluk oluk kanını akıtmaya başladığı zamanları yaşıyorlardı. İbrahim'in hayatı, bir insanın yaşayacağı en büyük acılarla kaplı. Eşin, dostunu, ailesini, neredeyse her şeyini kaybedişini, günden güne eriyişine şahit oldum. Zamanla yaraları sarılmıyor, kabuk tutuyor ve altındaki acı her zaman sızlayıp canlı bir halde orda yaşıyor.

    Tarihi olayların bu şekilde anlatılışı benim çok hoşuma gitti. Bu tarz kitapları sevenlerin de beğeneceğini düşünüyorum. Bu arada eklemem gereken bir şey, bu kitabın baş kahramanı olan İbrahim Yarmakamakis, Türkiye'ye geldiğinde Altınsay soyadını alıyor. Bu, yazarın sonda açıkladığı ve benim okurken yüzümü tebessüm ettiren bir detay. Kendi ailesinin başından geçenleri, etkileyici bir şekilde anlatmış. Keyifle okuyun. Bolca kederlenin.
  • Neden bu ümmet, tüm düşmanlar için kolay yutulur bir lokmaya, mikropları kabul eden bir cisme dönüştü? Çünkü beklemediği yerden, içten darbe yedi. Dinden geri kalışı, Rabbine itimat etmeyişi, tevekkül etmemesi, İslam mesajını taşımada samimi olmayışı nedeniyle böyle oldu. Eğer sabreder, Allah'tan sakınır, dinimizde Allah'a karşı samimi olursak hiçbir şey asla bize zarar veremez. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size zarar veremez. (Al-i İmran,120)
  • Ama insanın muhteşem tarafı budur; sil baştan yapmaktan vazgeçecek kadar umutsuzluğa veya tiksintiye kapılmaz asla...
  • ve yolu asla onu bilen birine sorma
    yitirirsin yanlışını, kaderini yitirir gibi,
    kaderini gölgeye bırakanı yol duyar,
    yola heves edeni ayrılıklar uğurlar!