Biliyorsun, babasının gölgesinde yaşayan çocuklar asla büyümezler.
Alıntı
Bir yandan da hayat akıp gidiyor. Ve eğer mükemmel birini bekleyip durursanız aşkı asla bulamazsınız çünkü birini mü­kemmel yapan şey onu ne kadar sevdiğinizdir.
Reklam
Cesaret ve genel olarak askerî erdemler, tüm zamanlarda var oluşlarını, büyük ölçüde erkeklerin kadınlar tarafından hayran olunma arzusuna borçludur. Bu dürtü, üstün niteliklerin bu tek bir sınıfının epey ötesine geçer; çünkü konumlarının çok doğal bir etkisi sebebiyle, kadınların hayranlığı ve teveccühüne yönelik en iyi yol, erkekler tarafından daima yüksek değerde görülmüştür. Kadınlar tarafından böylece uygulanan ahlaki nüfuzun iki türünün bileşiminden Şövalyelik ruhu doğdu. Bunun ayırt edici özelliği, savaş ile ilgili niteliklerin en yüksek ölçütünü, erdemlerin tamamen farklı bir sınıfıyla birleştirme amacıdır; yani, genel olarak askerî olmayan ve savunmasız durumdaki sınıflara yönelik nezaket, cömertlik ve özveri ile ilgili erdemler ile kadınlara yönelik özel bir tevazu ve hayranlıktan bahsediyorum. Sadece kadınlar, diğer savunmasız sınıflardan farklı olarak, bağımlılıklarını gasp etmekten ziyade, beğenilerini kazanmaya çabalamış olanlara gönüllü olarak bahşedebilecekleri yüksek ödüllere sahiptir. Şövalyelik, maalesef uygulama olarak kuramsal ölçütünün altına düşmüş olsa da yine de ırkımızın ahlaki tarihinin en değerli anıtlarından biri olarak kalmaya devam etmektedir. En örgütsüz ve dengesiz bir toplum tarafından sosyal durumunun ve kurumlarının hayli ilerisinde olan ahlaki bir idealin öne çıkarılıp uygulamaya konması, düzenli ve örgütlü bir çabanın dikkate değer bir örneğidir; öyle ki bu ruh, asıl hedefinde tamamen boşa çıkmış, ancak yine de asla bütünüyle verimsiz olmamış ve tüm izleyen çağların duygu ve düşünceleri üzerinde son derece akla yatkın ve büyük oranda değerli bir etki bırakmıştır. Şövalyelik ideali, kadınların düşüncelerinin insanlığın ahlaki gelişimi üzerindeki nüfuzunun doruğudur. Şayet kadınlar, bağımlı konumlarında kalmaya devam edeceklerse
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Alıntı
Anlayacağınız, yeteneksiz bir aptal gibi hareket etmiştim. İşte o anda çakmıştı beynimde ‘son inanç’. İnanamıyorum, bu ‘inanç’ olmadan altı ay nasıl yaşamıştım! Verem olduğumu, asla iyileşemeyeceğimi çok iyi biliyordum. Aldatmıyordum kendimi, durumumu da çok iyi biliyordum. Ama bunun bilincine ne kadar çok varıyorduysam, yaşama tutkum da o ölçüde artıyordu. Dört elle sarılmıştım yaşama ve ne pahasına olursa olsun, yaşamak istiyordum. Kabul ediyorum, beni bir sinek gibi ezmeye kalkışan karanlık, kör talihime, kuşkusuz, nedenini bilmeden kızabilirdim. Ama neden kızmakla yetinmedim? Neden başlayamayacağımı bile bile yaşamaya başladım? Bir şey yapamayacağımı bile bile, bir şeyler yapmaya kalkıştım? Kitap bile okuyamıyordum, bırakmıştım okumayı: Ne diye okuyacaktım ki? Altı ay için bir şeyler öğrenmeye ne gerek vardı?
... kendi yaşamlarında ne yapacaklarından asla emin olmamış insanlar, durmadan başkalarının hayatına karışır ve onların tam olarak ne istediklerini bildiklerinden emin oldukları konusunda ısrar ederler.
Sayfa 79·Kitabı okuyor
"Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan aslâ vazgeçmez." (Tevbe,32)
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam