Hep yanlış şeylere meyletmiştim:
İçmeyi seviyordum, tembeldim, tanrım yoktu, siyasetim yoktu, fikirlerim yoktu, ideallerim yoktu. Hiçliğe razıydım; yoktum aslında, ve bunu kabullenmiştim. Bu ilginç kılmıyordu beni tabii ki. İlginç olmak da istemiyordum zaten, fazlasıyla zahmetliydi. Tek istediğim yumuşak ve puslu bir yerde bir başıma, rahatsız edilmeden yaşamaktı.
Diğer taraftan, içince nara atıyor, sapıtıyor, kontrolden çıkıyordum.
Genel halimle sarhoş halim çelişiyordu.
Umursamıyordum...
Bir gün ben ölürsem
derin nehirlerde yıkayın beni
akan sularda, yağan yağmurlarda
bir çiçeğin kokusuna gizleyip öksüz ruhumu
nazlı bir çocuğun gülüşüne karın
rüzgar acılara vursun
acılar gönlümün karanfillerine
beceremedi ne yaşamayı ne de gülmeyi deyin
Bir gün ben ölürsem
gerçekleşmeyen hayallerimle gömün beni
özlemlerimle, yüreğimdeki acıyla
bilirim yoktur dili derin acıların
en acıyan yerimden öpsün deli rüzgarlar
ve öylece bırakın beni toprağa,
bendekilerle beraber...
Bir gün ben ölürsem
yıldızlara saklayın gözyaşımı
en acılı halimle hatırlayın beni
en perişan halimle
üzerime şiir serpin
gözlerime yağmur
oğlumun acısını gömün benimle
acısın yüreğim sonsuza
Sığındığın şiir yok artık
ışığı söndür kalbim
şimdi uyku vakti...
uyku vakti...