Derler ki yeni Dünya, Ehiva’nın umududur, Mansur Hoca’nın göz yaşıdır, Han’ın yaşam tohumu olduğu kadim yuvamızdır ve köle komutan Eqhim’in pişmanlığıdır.
Ölümün ötesine uzanan, umutsuzluk ve umudun değirmeninde öğütülerek zamanı aşan ebedi bir aşkın hikayesidir “Döngü – Bir İnsanlık Üçlemesi”.
Öylesine bir aşk ki sadece birbirine kavuşabilmek için yüzbinlerce yılı aşıp ömürden ömüre süzülen iki Leshrinin geleceğini değil, uzaklarda kendi dogmalarına mahkûm yaşamakta olan biçare insanoğlunun ufkunu da aydınlatır.
Bir aşk ki hiçbir ışığın nüfuz edemediği o en merhametsiz karanlıkta bile insanın içine güneş misali doğar, aydınlık yüreğiyle özlediği ve inandığı geleceğe doğru Döngü’nün nehrini hasretle akıtır.
Döngü Üçlemesi bizlere yaşam dolu evrende bir gelecek ihtimali sunuyor: Sonsuz ömürlerinde tutunacak bir amaç ve var olmak için gerekçe arayan leshrinlerin büyük öğretmenleri olan Sahlaların yaşamına götürüyor. Varlıkların bilinçlerini ziyaret ederek medeniyetleri geliştiren, bazen bir ömür tasarlayıp ırak bir gezegende doğan, bazense yepyeni, bakir bir gezegene yaşam eken gizemli Sahlalarla birlikte Samanyolu Gökadası’nda onlarca farklı medeniyeti izliyoruz. Sonra tüm gökadanın bilincini temsil eden Yüceler Meclisi’ne gidiyoruz ve derken yaratıcısına duyduğu öfke yüzünden yaşamları acımasızca karartan Zhin’in köle gezegenlerine ve ordularına rastlıyoruz. Ölümün sadece bir soluğa dönüştüğü, yaşamın kendi kaynağını besleyerek sınırsız bir var oluş halinde sürekli aktığı Döngü nehrinin kıyısız dalgalarında geziniyoruz. Tüm bunları yaparken de evrensel ölçekte insanı izliyoruz: İnsanoğlunun özündeki meziyetlerini ve karanlık yanlarını, erdem dolu ilkelerini ve korkunç ilkelliklerini bu büyük resimde, evrensel ölçekte gözlemleme şansı buluyoruz. Işığa hücum eden