DNA Saygı Üretmez
Belirli bir yaştan sonra anne ve babamızı, üzerlerine giydirilmiş kutsallık zırhından çıkarıp insan olarak değerlendirebilmeliyiz. Çocukluk, ebeveynleri mutlak doğru sanma dönemidir; yetişkinlik ise onları hayatın geri kalan herkesine uyguladığımız ölçülerle tartabilme cesareti. Nasıl bir insan olduklarına, gücü nasıl kullandıklarına, zayıflık karşısında nasıl davrandıklarına, çıkarla vicdan arasında hangi tarafı seçtiklerine bakılmalıdır. Çünkü doğa kimseye ayrıcalık tanımaz; anne olmak da baba olmak da karakter sahibi olmanın kanıtı değildir. Eğer bu muhasebenin sonunda saygıyı hak ediyorlarsa, onlarla yolumuza yalnızca ebeveynlerimiz olarak değil, saygın insanlar olarak devam ederiz. Hak etmiyorlarsa, sırf biyolojik bir tesadüf uğruna saygıyı sürdürmek, gerçeğe ihanet etmekten başka bir şey değildir. İnsanın aşması gereken ilk putlar çoğu zaman kendi evinde yükselir. Kendini aşmak, anne babayı inkâr etmek değil; onları oldukları gibi görebilmektir. Ve belki de en büyük ironi şudur: Hayat boyu çocuklarından koşulsuz saygı bekleyenler, çoğu zaman insan olarak değerlendirilmeye en az dayanabilenlerdir. Çünkü kan bağı yakınlık yaratabilir, fakat saygıyı yalnızca erdem doğurur.
Güzel olan Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak Erimek yarını olmayan zamanlarda Durdurmak bir yerde bütün saatleri Bütün kuralları kırıp parçalamak Sonra varmak o yerlere Mevsimlere dur demek Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere Delicesine içmek Ve unutabilmek her şeyi ansızın Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak Güzel olan Sevmek seni Tanrılar gibi Seninle Tanrılaşmak... Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin Ne bu şehir kalacak Ne bu duygusuz sürü Bu korkunç kalabalık Her vapur seni getirecek bana Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim Kapılar sana açılacak Senin için söylenecek şarkılar Şiirler senin için yazılacak Her evde bir resmin Her meydanda bir heykelin olacak Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Reklam
_En iyi yürüttüğüm savaş, zaten kendimle olandı.
Kadın, özgür ruhlu bir kısrak gibidir; sınırları aşmak ister, sınırlandığında ise hırçınlaşır. Ne tamamen özgür bırakmaya gelir ne de kalıplara sığdırmaya; onun tabiatı, ancak sabır ve zarafetle anlaşılır.
Vakar
Kadınlardan uzak durmak; şerefli bir kimsenin erkekliğini, iffetini ve dinini selâmette kılmasının en birinci şartıdır. Nitekim kadın fitnesi ve bu imtihanın erkek ruhu üzerindeki şiddetli tesiri hakkında şeriatte sayılamayacak kadar çok sakındırıcı ikaz mevcuttur. Kim bu fitnenin girdabına düşerse, bu durum onun ya Rahman’ın şeriatindeki hudutları bilmediğinden yahut da şeytanın sinsi emirlerine boyun eğişindendir. Hal böyleyken; iffetiyle, hayasıyla ve vakarıyla toplumun manevi kalesini korumaya yardım eden saliha kadınlardan Allah hoşnut olsun. O mümin kadın ki, hem kendisi fitneye düşmekten hem de bir başkasının günaha girmesine sebebiyet vermekten hakkıyla ittika eder. Karşı cinse meymel etmekten ve kendisi yüzünden bir kalbin tahrif olmasından gerçekten korku duyar. O mümin kadın, yarın huzur-u ilahiye çıktığında utanç duyacağı ve kendisini rezil edecek amellerle Allah’ın karşısında durmaktan haya eder. Şüphesiz bu ölçü tek taraflı değildir; erkeklerden uzak durmak da kadının iffetini ve dinini emniyete almasıdır. Bu duruş, hem nefislerin arılık ve selâmeti açısından hem de Allah’ın fıtrata koyduğu ezeli kanun gereği böyledir. Kadın, velev ki aslen iffetini koruyan biri olsun, duygusallığı ve çabuk etkilenen narin yapısı dolayısıyla kolayca inanıp kanabilen bir varlıktır. Bu yüzden mümin bir kadın, ister gerçek hayatta isterse sosyal medyanın o aldatıcı dehlizlerinde olsun, olabildiği kadar erkeklerle arasına mesafe koymalı, namahremden uzak durmalıdır. Hal böyleyken; kadının şerefini, mürüvvetini ve mümin hanımların itibarını korumak için kendi gözünü ve gönlünü muhafaza eden asil erkeklerden de Allah hoşnut olsun. Aklı başında müslüman bir adamın ve vakur bir müslüman kadının, iki cins arasındaki -velev ki çok basit görülen- bir yakınlığı dahi hafife alması
Din
Yerçekiminin Ahlâkı Elma düşer. Kimse alkışlamaz bunu. Çünkü alışılmıştır düşmek. Oysa bir yaprağın son anda havayla anlaşması, bir tohumun karanlıkta ışığa dair bilgi saklaması, bir çocuğun henüz görmediği denizlere inanması daha az mucize değildir. Taş, yeryüzüne sadıktır. Duman, gökyüzüne. İnsan ise ikisinin arasında kararsız bir cümledir. Bir yanı topraktır: ekmek ister, uyumak ister, ısınmak ister.
1000Kitap
Reklam
Reklam