Çin devletine bağlı İngilizce televizyon kanalları, lydgah Camii'nin "ibadete açık" ve "huzur dolu olduğunun al tırı çizmek için sık sık caminin imamı Mamat [Mehmet] Cama'ya mikrofon uzatıyor Mamat Cuma sembolik bir figür, çünkü 30 Temmuz 2014 sabahı, namaz çıkışı üç kişi tarafından bıçaklanarak öldürülen eski imam Cuma Tayier'in [Tahir oğlu.
76 yaşında katledilen Cuma Tayler, Çin Komünist Parti si'nin aktif üyelerinden biri olarak, hutbe ve vaazlarında sürekli Çin hükümetinin politikalarını övmesiyle tanınıyordu. Tayier, 1990'ida Uygur Müslümanların kendi imamları seçme özgürlüğü kaldırıldıktan sonra resmi olarak atanmış, akabinde komünist ideolojinin en ateşli avukatlarından biri haline gelmişti. Şincan Din İşleri İdaresi'nin Başkan yardımcılığını da yürüten Tavier, devlet medya organlarına yaptığı açıklamalarda "Uygur ayrılıkçıları" kınayan cümleler kurmaya bilhassa özen gösteriyordu.
Babasına düzenlenen suikasta bizzat şahitlik eden ve sonrasında da onun göreni devralan Mamat Cumanın, aynı devletçi söylemleri daha vurgulu biçim de sürdürmesi elbete şaşırtıcı değil. Örneğin şu türden cümleleri, hemen her röportajında tekrarlıyor: "Devletimiz dini özgürlüklerimizi garanti altına aldı. Camilerimiz tertemiz ve bakımlı. Bütün ihtiyaçlarımız karşılanıyor. Çinde 56 etnik grup var. Hepimiz eşit haklara sahibiz ve eşit şartlarda yaşıyoruz. Hiçbir etnik grup geleneklerini yaşamaktan ya da kendi dilini konuşmaktan alıkonulmuyor."
Mamat Cuma'nın açıkça resmi ideolojinin papağanı gibi tekrarladığı bu basmakalıp cümleler, elbette Doğu Türkistanda yaşanan kısıtlamaları yakından bilenler için hiç de ikna edici değil. Dahası, nadiren de olsa Cuma'ya bazı "tehlikeli soruları sorabilen gazeteciler de çıkıyor. İşte o zaman, verilen cevapların satır aralarında, zahiren gülünç ama