"Bir Bilim Adamının Romanı"
Oğuz Atay
Oğuz Atay’ın "Bir Bilim Adamının Romanı" adlı eseri, kurgu bir hikâye değil; İTÜ’nün kurucu hocalarından matematikçi ve fizikçi Prof. Dr. Mustafa İnan’ın gerçek hayat hikâyesidir. Yazar, hocasının anılarını, mektuplarını ve defterlerini derleyerek biyografiyi roman formunda okura sunar.
Kitap, yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Mustafa İnan’ın, köyden çıkıp Avrupa’da eğitim görmesini ve ardından Türkiye’ye dönerek bilim için çalışmasını anlatır. Eserde olay örgüsünden çok bir insanın bilim aşkı ve iç dünyası ön plandadır. Oğuz Atay "Tutunamayanlar"daki karmaşık ve sorgulayıcı dilini bir kenara bırakıp bu kitapta sade, duru ve saygılı bir üslup kullanır. Çünkü konunun kendisi zaten etkileyicidir; süslemeye gerek yoktur.
Romanın üç temel teması vardır. Birincisi 'bilim aşkı' Mustafa İnan için bilim, meslek değil bir yaşam biçimidir. "Bir denklem çözmek, bir şiir yazmak gibidir" sözü, onun bilime bakışını özetler. İkincisi 'yalnızlık' Avrupa’da Türk olduğu için dışlanır Türkiye’de ise "fazla kafalı" bulunarak tam anlaşılamaz. Bilim insanının toplumdaki yalnızlığı çok net işlenir. Üçüncüsü 'üretmek' Onun için en büyük mutluluk, yeni bir şey üretmektir. Kitap boyunca dersler, makaleler ve hesaplar vardır ama Atay bunları insanî detaylarla dengelediği için metin asla sıkıcı olmaz.
Eserin en güçlü yanı okura bıraktığı etkidir. Mustafa İnan’ın mütevazılığı, vatan sevgisi ve vazgeçmeyen azmi okuduktan sonra insana "Ben hayatımı ne için harcıyorum?" sorusunu sordur. Kitabın zayıf yanı sayılabilecek tek şey biyografi olduğu için kurgusal bir merak unsurunun olmamasıdır. Ancak son bölümlerde hasta yatağındaki Mustafa İnan’ın vedası, kitabın en dokunaklı kısmıdır ve okuru derinden etkiler.
Sonuç olarak "Bir Bilim Adamının