Güzellik, insanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı. Kimsenin ortak türküsü yoktu ve kimse türküsünü bir başına söyleyemiyordu. Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes. Koro halinde susuluyordu ve yalnızca yüksek sesle konuşanlara inanır olmuştu insanlar. İncelik yalnızlığa dönüşe dönüşe bitmişti. Şiddetin coğrafyasında elbette gökyüzü bir lükstü ve ancak yağmur yağınca anımsanıyordu. Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatılabilirdi. Seni korumak için karşı durdum tüm bunlara. Dünyayı senden geçirerek sevdim. Geri çekilmem yakışmazdı seni sevmeme.
Şimdi şunu da söyleyelim. Bu Türkler başka türlü alışmıştı, yani çok kadınla. Bilhassa Anadoludan olanlar. Ama burada, İstanbul'da, hiç öyle değildi, yalnız çok zengin olanlar. Onlar da, nasıl diyeyim, gösteriş için, zerafetlik, mostra, dünyayı kıskandırmak için.
Desin ki insanlar, falanca beyin karısı var, evli olduğu zevcesi diyelim ayrı, ama iki üç tane de hanımı var, yediriyor içiriyor. O zamanlarda zenginlerin, iyi giyinmek, süslenmek püslenmek, gezmeye çıkmak çok hoşuna giderdi. Fukaralar dersen, sorma, pilav ekmek ve çocuk yapmak, çok çocuk.