Kendisini bu dünyadan, bu yaşamdan dışlanmış görmesine karşın tutup canına kıymıyor, çünkü bir inanç kalıntısı, gönlündeki bu azgın acıları son damlasına kadar yudumlayarak ölüp gitmesi gerektiğini söylüyor kendisine.
Bunu benim aleyhime kullanacak kimse kalmamıştı artık, belleğimden başka. O zamandan beri daha sakin biriyim. Yaşlanmak, geçmişten artık korku duymuyor olmaktan başka bir şey değil zaten.
Ölümün yaklaştığını hissettikçe, ölümün gölgesi simsiyah düştükçe, olaylar gözünüze eskisi gibi batmıyor, derin duygularınıza artık aynı şekilde seslenmiyor, tehlikeli gücünden çok şey kaybediyor.
Onun tek tek kişilerin değil de toplumun, içine doğduğu ekonomik ve toplumsal koşulların kurbanı olduğunu bilmiyor muydum? Biliyordum elbet. Bilmediğim şey “toplum”un biz olduğumuzdu.