Aslında yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar sonucunda değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşanın sonucunda bugünkü konumlarına geldiler.
İyi bir çömlek ya da ayakkabı yapmak yalnızca sezgiyle olacak bir iş değildi; öyleyse çok daha karmaşık bir iş olan yaşamı sürdürme işi nasıl olur da öncüller ya da hedefler üzerine bir an bile kafa yormaksızın yürütülebilirdi?
İnsan ne zaman Sokrates ile karşılaşsa, onunla sohbet etmeye başlasa, hep aynı şey oluyor. Önce siz bambaşka bir konudan söz etmeye başlıyorsunuz, sonra Sokrates sizi yönlendirerek istediği yere çekiyor, en sonunda da sizi tuzağa düşürüp şimdiki yaşam biçiminiz ve geçmiş yaşamınız ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinmeden, yaşamınızı her açıdan didik didik incelemeden sizi bırakmıyor.
Ancak, yalnızca başkalarının düşmanca tavırları değildir bizi mevcut düzeni sorgulamaktan alıkoyan. Şüphe duyma yeteneğimiz içimize yerleşmiş bir inanç tarafından da baltalanabilir; toplum tarafından kabul gören davranış biçimlerinin sağlam bir temele dayandığına inanırız. Bu sağlam temeli kendimiz göremesek de böyle bir temel mutlaka vardır çünkü çok uzun zamandır çok fazla sayıda insan bu temel üzerine kurulmuş olan düzene uygun davranmaktadır. Toplumun baştan beri korkunç bir hata yapıyor olması, üstelik bu hatayı bir tek bizim farketmiş olmamız imkansız gibi gelir bize. Şüphelerimizi bastırıp sürüyü takip ederiz çünkü kendimizi, o zamana kadar su yüzüne çıkmamış, kabul edilmesi zor hakikatleri bulup çıkartan bir önder olarak göremeyiz.