Yıllardır yolculuk yapıyorum. Belki de on iki yıldır ya da on üç. Liseyi başka bir ilçede okudum, üniversiteyi başka bir şehirde, şimdi de başka bir şehirde görev yapıyorum. Bütün bu yolculuklarımda inanılmaz derecede çok insan gördüm ve hepsi de inanılmaz derecede birbirinin aynısıydı. Belki de burada "bütün bu insanların hepsi de inanılmaz derecede birbirinden farklıydı" demem gerekiyordu fakat hayır, hepsi de birbirine o denli benziyordu ki onları birbirinden ayırt edemezdiniz. Bu insanları bu kadar aynı yapan şey sürekli bir şeyler taşımalarıydı. Hepsi de evlerine bir şeyler götürüyorlardı. Kimisi bir poşet meyve taşıyordu evine kimisi bir bluz, kimisi birkaç ekmek, kimisi biraz kıskançlık, kimisi bir parça haset, kimisi iki göz dolusu öfke, kimisi bir kalp büyüklüğünde nefret, kimisi büyük bir ağız dolusu dedikodu, haset, özenti, aynılık, önyargı, eleştiri ya da hayır tam tersi kimisi evren büyüklüğünce bir sevgi, kimisi bir demet gülücük, kimisi ışık saçan iki göz, kimisi bir kalp dolusu şükran, kimisi iki cep dolusu övgü götürüyordu evine. Evet bütün bu insanlar evlerine bir şeyler götürüyorlardı. Ev, duvarlar bu kadar yükü, eşyayı, duyguyu nasıl kaldırabilirdi? O yüzden bir köşe seçmeliydik kendimize yolculuklarımızın durağı olmayan. Bu köşe, șu an bulunduğum köșe, benim zamansız ve mekansız köşem. Burada ne geçmiş var ne de gelecek. Dünyanın tozu, ellerin kiri, kalplerin nefreti, gözlerin öfkesi, ağızların sözleri yok burada. Burada, bu sade köşede güneş ışığına karışmış "an"lar var. Hayal yok, umut yok. Hayal kurmayı bırakalı uzun yıllar oldu, hayal kurmanın hayal kırıklığını ne zaman yaşamıştım hatırlamıyorum bile. Ve geleceğin hesapları, planları ve geçmişin bir sağlaması mı? Hayır hiçbiri buraya adımını atamaz. Burası "an köşesi", okuyup yaşama, yaşayıp