Her şeye rağmen Gülsarı en çok koşmayı seviyordu. Küçük bir tayken de , büyüyünce de üzerine eyer vurulup üstünde binicisi olduğu zaman da en çok koşmayı sevdi Gülsarı. Gülsarı'nın bu koşma sevdası kitabın taa başından neredeyse sonuna kadar gönlünüze işlenecek. Bu sayfaları okurken Alparslan KUYTUL Hocamın bir sözü hiç aklımdan çıkmadı. Şöyle diyordu Alparslan Hocam: Nasıl ki at koştuğunda, bülbül öttüğünde mutlu oluyorsa dava adamı da davasını konuştuğunda mutlu olur.
Eğer Jack London'ın Beyaz Diş adlı kitabını okuduysanız kitabın üslubu size hiç yabancı gelmeyecek. Orda nasıl ki anlatılanları okurken kurdun hissettiklerini hissedebiliyorsanız bu eserde de Gülsarı'ının yaşadıklarını hissedecek onunla dertleşmek, konuşmak hatta sıkıntısını gidermek isteyeceksiniz. Gülsarı'nın zekasını , iletişimini, yalnızlığını ve acılarını sanki onun dilinden anklayacaksınız. Ve kalbinizde at sevgisine dair büyük bir yer açılmış olacak. Boş zamanlarda at videoları izleyecek dağ başındaki başıboş yılkıları temaşa ederken keyif alacaksınız.
Tanabay. Gülsarı'nın can dostu Tanabay. Okurken çok seveceğiniz ve bazı yerlerde ona çok kızacağınız hatta bazen çok komik bulacağınız yerler olacak. Kitabı kapatacak gülecek teeeey dedikten sonra devam edeceksiniz. Ama bazı yerlerde hele ki koyunlara çobanlık yaptığı dönemlerde Tanabay'ın çektiği sıkıntıları yokluğu okuyunca Selena'nın sihir ile kitapların içine girdiği sahneler aklıma gelirdi. İnsanın Selena gibi kitabın sayfalarına girip Tanabay'a yardım götüresi geliyor. Hiç de fena olmazdı.
Gülsarı. Güzel dost Gülsarı. Makam sahipleri her yerde her dönemde aynıymış demek. Toplumda ne varsa onlar hep en iyilerini isterler. Develer varsa en iyi deve onların olmalı. Arabalar varsa en iyi araba onların olmalı. At varsa en iyi at onların