Rodin kendisini sanat yolunda kurban etmemişti. Peki, nasıl yaşamıştı? Belli ki
haz dolu ve istediği gibi bir yaşam sürmüştü.
Rodin on sene önce söylediklerinin şairi hayatın en kutsal deneyimlerinden mahrum bırakmış olabileceğini fark edemezdi. Rilke,
çalışmalı, her zaman çalışmalı yönlendirmesine harfiyen uymuş ve
gelecekte bunun karşılığını alma beklentisiyle hayattan vazgeçmişti. Rilke, bu buyruğa Rodin'in kendisinin uymadığını gördüğünde, ihanete uğramış gibi hissetti. Ne var ki şairin hatası, Rodin'in asla
ona nasıl yaşaması gerektiğini söyleyemeyeceğini kavrayamamış
olmasıydı. Bir ustanın yapabileceği en iyi şey, öğrencilerini yürekIendirmek ve onların çalışarak tatmin olmaların ummaktı. Artık
Rilke sanatın başka bir yüzü olmadığını fark etmeye başlamıştı:
Bir Tanrı yoktu, bir sır açığa çıkmıyordu ve çoğu zaman bir ödül de yoktu. Sadece yaratmak, yapmak vardı.
Rilke için aile ocağı en kızgın ateşti ve diri diri yanmayı göze almak yerine pencereden atlardı; yere çakılsa bile, yaralanmış bir yüz bir başkasınınkine benzeyen bir yüzden daha iyiydi. Aile, Rilke'ye göre kendini yok etmenin en tepe noktasıydı.