Bu sazdan üflenen nameler, sırrın ufulevi vüsahası olan ehl-i vukuf füsünkarların bezediği o vasi füseyfisada raks ve vüsub eden vüsema gibi birer üfkuhe idiler. Ama bu füsus ki, üflendikçe gönüllerdesi menhus ufunetin üful olduğu, bu füyuz dolu, tabii bir vüs ve vüs’at taşıyan nefesler, hangi yusuf-ı kalbiden nasıl hasıl olur diye sanki, fusul-ı erbaa teessüf ediyordu.
Be hiçbir şeye şaşmıyorum- her şey bildik diyordum ya; bu da doğru değil. Ben dünyaya olup biteni hayretle izlemeye ve şaşırmaya gelmişim - durmadan şaşırmaya…
İnsanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını; bu bütünün içinde başka bir bütün bulunursa, bununda bir sonsuzluk içerdiğini; insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini-yani sonsuzu hissetmenin en büyük yalnızlıklardan biri olduğunu, sonradan öğrendim. Siz de şimdi öğreniyorsunuz.