Benim için kitabı en unutulmaz yapan nokta yazarın kitabı yayımlandıktan 1 ay sonra hayatına son vermesi. Bir genç kızın hayata tutunma çabasından başka bir şey değil okuduğumuz. Hayata meydan okuyan ideallerle, amaçlarla tutunan ve başlamış fakat pek çoğumuz gibi umduğunu bulamamış kırılgan bir yürek. Gözleri okyanusları ararken onu bardaktaki beş damla suyla baş başa bırakan bu dünyada kalma mücadelesi. Her kopmak istediğinde kopamamak, her pes ettiğinde yeniden başlayan bir hikaye. Sylvia Plath bana hep Nilgün Marmara'yı hatırlatır henüz Nilgün hanımın bir eserini okumaya fırsatım olmadı ama benzer ruhlar olduğuna öylesine eminim ki...
Kitabı okurken Patti'nin yaptığı 'hatalar' karşısında kendine sunduğu merhametten kendime bir parça pay aldım.Öylesine gerçek, öylesine cesur ve açık bir anlatımla karşımıza çıkıyor ki Smith kitabı okurken kendi hayatınız en küçük bir yanlışınıza karşı duyduğunuz öfke ve kin yerini bağışlama duygusuna bırakıyor.
Madame Bovary, her kanat çırpışında küçülen kafesi altında ezilen bir kadının öyküsü.
Baktığımızda pek çok insan onu ahlaksızlık, edepsizlik ve itaatsizlik ile suçlayabilir.
Okyanuslar içinde kabarırken bir avuç suya sığmaya çalışan bir su dalgasıdır Emma Bovary.
Problemlerle yüzleşmek yerine kaçmayı tercih etmiş ürkek bir yürek.
Onu bencillikle suçlayanlar her şeyden habersiz standart bir karakter profilini diktadan başka bir şeyi hedeflemezken Emma’nın arzularını pek tabii başka kelimelerle tanımlamayı seçerler.
“Başına buyruk olmanın verdiği zevki, bu zevki daha da tattıkça, yalnızlığını artık eskisi gibi çekilmez bir şey saymıyordu.”
Dayatılan idealar uğruna çekilen çileler, kaybolan hayatlar, namlunun ucu, tetiğin başı değişen suratlar…
Bize ne ifade ederler?
Hiçliğin ta kendisinden başka…
Ne bir taraf daha kahraman ne de diğeri daha düşman…
Yolunu bilmez koyun sürüsünden başka nedir gördükleriniz.
Neden olarak gösterilen bir avuç toprak, ganimet ya da uğruna her neyse, değer mi bir gözden akan yaşın nedeni olmaya?
Değer mi bir çocuğun yakarışlarının yürekte yer bulmasına yol olmaya.
Ne bir karış toprağınız, ne o çok değerli ırkınız, ne de o doymayan gözünüzü doyuracak ganimetleriniz…
Ne ifade eder acı çekenler olduktan sonra.
İdealleriniz, hedefleriniz, kıymetli koltuklarınız kefede değer eder mi bir canın ruha üflenmesi kadar?
Işıklı sokaklar, tüten sobalar, tatlı helvalar ne işe yarar huzurlu bir nefes olmadıktan sonra?
İnsan arzuları olmadan kurak bir göldür fakat arzularının esiri olduğunda da cennetten düşmüş bir şeytandan farkı yoktur.En sevdiğim, yüreğimin en derinliklerinde saklayacağım kitaplardan biri.