Aynalı Pastane

Aynalı Pastane
@aynalipastane
Murathan Mungan, Mehmet Bilâl, Mehmet Murat Somer ve Yiğit Karaahmet en sevdiklerim...
Yıl 1910 Cumhuriyet Öncesi
Biçare bir Türk köylüsü çıkıp geldi mağazaya günün birinde, bütün çoluk çocuğu arkasındaydı. Urla'dan geliyordu, yırtık pırtık içindeydi, kundura yerine keçe sarmıştı ayaklarına, azizler gibi çöküktü yanakları, ağzında diş kalmamıştı. (...) Rumlara emanet ediliyordu birinci kalite yemişler. Türkler, bizden ayrı, düşük kaliteli incirlerle uğraşıyorlardı. Memleketin en iyi incirini, Avrupa ve Amerika'ya ihraç edilmek üzere küçük sandıklara yerleştirmekle görevliydik.
Sayfa 45 - Can Yayınları Çeviri: Attila Tokatlı 15.baskı Yazılış tarihi:1962
ercanscgn. isimli okura yanıt verildi
Aynalı Pastane
Mustafa A. Bunun sebebi Osmanlı yöneticileri ve dini inanış. Rumlar, Ermeniler, Museviler eğitime, bilime önem verip kendilerini geliştirirken Türkler bu konuda maalesef ki ileri adımlar atamamışlardır. Kitapta verilen şu bilgiler de dönemi anlamak için çok çok iyi: Türk köyünde hasta olan biri için insanlar sabahtan akşama kadar hastanın başında Kuran okuyorlarmış, 3-4 gün geçip de durumu ağırlaşınca komşu Rum köyündeki doktordan yardım istiyorlarmış. Türk köyünde hiç okul yokken Rum köyünde iki tane okul varmış. Hristiyan toplumlar eğitimin önemini çok çok önceden anlamış, Avrupa’yla ilişkilerini ve ticareti de geliştirmiş, dil bilen insanlar.
Reklam
Bu ülkede orta sınıf evlerinde oturma odasıyla misafir odasını birbirinden ayıran duvar çok önce yıkıldı. Salon denilen yeni mekân artık iki işlevi de birleştirecek, ev sakinlerinin oturduğu yerle misafirlerin kabul edildiği yer aynı yer olacaktı. Yabancılar karşısındaki resmiyetin yıkılması, mahremiyetin kapılarını dışarıdan gelenlere açması olarak da yorumlanabilir bu, misafirin hepten tasfiyesi olarak da. Bu değişimin ne anlama geldiğini, yani mahremiyetimizi nasıl dönüştürdüğünü düşünürken, aklıma ilk gelen o sıralarda annemin daha sinirli olduğuydu. Bunun basit bir nedeni vardı: Salon her an bastırabilecek bir misafire karşı daimagelen o sıralarda annemin daha sinirli olduğuydu. Bunun basit bir nedeni vardı: Salon her an bastırabilecek bir misafire karşı daima derli toplu olmalıydı. Bu yüzden ilk salon hayatımızı diken üstünde geçirilmiş bir hayat olarak hatırlıyorum. Kapı zili çalındığında içeriye, evin mahrem bölgelerine doğru kaçışanlar, ortalığın alelacele toplanması, kapının epey gecikilerek açılması, nihayet gelenin kapıcı olduğu anlaşılınca, salonu evin öbür bölümlerinden ayıran uzun koridorda bekleşenlere tehlikenin savuşturulduğunun haber verilmesi vs. hayatımızı diken üstünde geçirilmiş bir hayat olarak hatırlıyorum. Kapı zili çalındığında içeriye, evin mahrem bölgelerine doğru kaçışanlar, ortalığın alelacele toplanması, kapının epey gecikilerek açılması, nihayet gelenin kapıcı olduğu anlaşılınca, salonu evin öbür bölümlerinden ayıran uzun koridorda bekleşenlere tehlikenin savuşturulduğunun haber verilmesi vs. Ben misafir odasını zihnime soğuk, işlevsiz bir bölge olarak yazmışım. Çocukken pek anlamazdım, niye ablamla ben oturma odasında yatıyoruz da misafir denen ve evimize nadiren uğrayan insanların ayrı bir odası var? O soğuk ama daima düzenli boşluk,
Aynalı Pastane
Ben yine de salonlu evleri hiç sevmedim, sevmiyorum da. Samimiyetsiz gelmiştir hep. Ayrıca evin en büyük bölümünün “salon” adı altında kapatılması yaşam alanını da daraltmıştır hep.
sayın hiç sevgili @Gulbesekr türkiye cumhuriyetinde ya da başka ülkelerde yaşayan türk vatandaşlarının birçoğu için Mustafa Kemal Atatürk bir put değildir. bir kahramandır, dehadır, liderdir, organizatördür, stratejisttir, komutandır, başkomutandır, başöğretmendir, türkiye cumhuriyetinin kurucusudur, hayatı boyunca ülkesi ve türkler için yaptığı sayısız iyiliğe istinaden minnet duyulan bir insandır, ülküdür, mefkuredir, idealdir, rol modeldir, örnek alınandır, sayılandır, hürmet gösterilendir, borcu ödenemeyecek olandır, rehberdir, yol göstericidir.. ama bir put değildir.. ülkece zor zamanlar yaşadığımız zamanlarda ona, onun fikirlerine muhtaç düşüp onu özlüyorsak, o keşke şu an burada başımızda olsaydı diye düşünüyorsak, onun heykellerini gördüğümüzde onun bizler için yaptıklarını hatırlayıp içimiz sızlıyorsa, gözlerimiz doluyorsa bu onun put olduğunu göstermez.. hangimiz geçmişte üzerimizde emeği olan ama şimdi hayatta olmayan yakınımızın fotoğrafını, onun eşyalarını, kıyafetlerini görünce duygulanmayız? kişi geçmişinde üzerinde emeği olan ama şu an hayatta olmayan babasını, onun kendisi için yaptıklarını hatırladığında mesela babasını putlaştırmış mı olur? Mustafa Kemal Atatürk bizim babamızdır.. illa bir put görmek istiyorsan dön o habis kalbine, kıt aklına bak.. bu habis kalbinin, kıt aklının ibrahimi de senin ecelin olacak.. bekleye bekleye ağaç olan sen ve senin gibi put zihniyetlilerin eceli olan ibrahim gelip gelip sizi alıp götürdükçe sizin put olarak gördüğünüz lakin put olmayan Mustafa Kemal Atatürk'ün aziz anıları türkün aklında, kalbinde, söz ve eylemlerinde hep yaşayacak.. ve bu kişiler sizi -tıpkı geçmişte de olduğu gibi- hep alt edecek..
Aynalı Pastane
Seni hesap açmış @gulbesekr2 diye.