Öncelikle böylesine bir kitabı, yaklaşık 8 ay gibi bir sürede okuduğum için utanıyor ve özürlerimi iletiyorum.
Açıkçası başlarda ne okuduğumun pek farkına varamadım, Farsça ve Osmanlıca kelimelerin çokluğu ağır bir dil oluştursa da şiirini nesre katar gibi karakter, ruh tahlilleri yapması beni kendine hayran etti diyebilirim. Önce, anlatılanların ruhani, rüyamsı oluşu, ütopik tarz bir şey çıkacak sanmama sebep oldu. Aslında anlattıkları zaten tanık olduğumuz dönemler, insanlar üzerine kuruluydu, bu şekilde imkansızlık ortadan kalkmıştı. Bir ara öyle bir noktaya geldim ki Enstitü pek çok şeyden daha gerçekti. Şimdi böyle dediğime bakmayın kitapta tabii ki gerçek bir Enstitü vardı lakin okurken sanki gerçekten var hissine kapıldım, okuyanlar beni onaylayacaklardır diye düşünüyorum Halit Ayarcı öyle bir inançla inşa etti ki çoğu şeyi...
Tanzimat öncesi, Tanzimat, Atatürk, Atatürk'ün vefatı bu dört dönem kitabın dört bölümüyle ilişkilendirilebilir zannediyorum.
Halkın inkılaplara, yüzyıllardır süregelen alışkanlıklarından sonra, nasıl bir tepki verdiği gözler önüne serilmiş diyebilirim. Üstelik tüm bu tahlilleri, siyasi tek bir kelime dahi kullanmadan, birkaç kişi üzerinden topluma dayandırarak, böylesine bir yaratıcılıkla anlatmak çok başka bir mantığın ve dehanın eseri olmalı diyerekten, küçücük vasfımla Ahmet Hamdi Tanpınara övgülerimi sunarım.
Umarım halk kütüphanesi 8 aylık ödüncümü hoş karşılar. Tekrar okuyacağım ve o zaman daha ayrıntılı bir inceleme yapacağım.