Çarşı içinden, İzzet Molla'nın sürgün kaldığı Hacıborazan Hanı üzerinden eski gâvur mahallesine kadar çıkıyorum. Orada burada eski binalardan bâzıları kalmış, Keşan'ın yerli yeşil granitinden yapılmış hepsi bir stilde düz ve kibar yüzlü evler, mağazalar, ambarlar... Yollarda karışık bir halk var. Şehirli kıyafeti, köylü kıyafeti her türlüsü görülüyor, ayağı poturlu beli kuşaklı dayıların ardı sıra mantar pabuçlu genç kızlar yürüyor. Onların arkasından kucağında iki çocuk taşıyan ferâceli bir kadın, boynunda beşibirlik altınlar var. Cumhûriyet Meydanı'nda birkaç taksi ve yolcu otobüsü. Kimi Uzunköprü'ye, kimi İpsala, Malkara veya Gelibolu'ya gidiyor. Çakır gözlü sarışın bir şoför tam hareket edeceği sırada öte yandan manda sürüsü haydayan bir köylü göründü. Şoför, sürüyü yana alması için öfkeli klakson işâretleri verdiyse de köylü istifini bozmadı. Kezâ eli kulağında, şoförün son perdeden ve Keşan şîvesiyle bağırdığını duydum: "Ne sürersin bire ayvanları susaya? Ayvan oğlu ayvanı. Lah belânı versin!..." Gülmemek için dudaklarımı ısırıyorum. Açıkça söyleyeyim mi? Keşan şîvesiyle küfür bile kulağıma hoş geliyor. Beni ayıplamayın, yurdumdur; taşına toprağına fedâyım. Bütün batı ülkelerini adım adım dolaştım, ne zenginlikler, ne mâmûreler gördüm, kasabam onların yanında saray önüne kurulmuş çerge bile değildir. Fakat ben hiçbir yerde ayağımı burada bastığım gibi basamam. Yürüdükçe toprak altındaki köklerimin tabanıma doğru filiz saldığını duyuyorum. Cânı cânânı bütün vârımı alsın da hüdâ! Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ...
Sayfa 15·Kitabı okudu
"Ne sürersin bire ayvanları susaya? Ayvan oğlu ayvanı. Lah belânı versin!..." Gülmemek için dudaklarımı ısırıyorum. Açıkça söyleyeyim mi? Keşan şivesiyle küfür bile kulağıma hoş geliyor. Beni ayıplamayın, yurdumdur; taşına toprağına fedâyım.
Reklam
Ehlileştirilmiş ayvan nedir beyaaa :))))))))))
Bu kadın kocasıyla alay eder,onu ehlileştirilmiş bir hayvan gibi sevip okşardı.
Sayfa 244 - Türkiye İş Bankası Kültür yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
............... İNSÂN DEĞİLDİR
1.Kendi nefsinin ‘illetin bilmeyen insân degüldür Hem rûhının hakikatın bulmayan insân degüldür 2.İnsân gelür ḥayvân gider İblîs anı ṭurmaz yider ‘Aşk-ıla cümle ‘âleme tolmayan insân degüldür 3.Gerekse okusın yazsın gerek seyyâh olup gezsin Bu tevhîdiñ deryâsına talmayan insân degüldür 4.Şeri‘atı bildim diyen tarikatı buldum diyen Hakîkatın güllerini yolmayan insân degüldür 5.Çün buyurdı Hayrü’l-beşer mûtû kable en-temûtû Ölmedin ön bunda iken ölmeyen insân degüldür 6.Daşı fenâ-ender-fenâ içi bekâ-ender-bekâ Sırrı likâ-ender-likâ olmayan insân degüldür 7.İrenler tevhîd-i zâta câmi‘ olur her sıfâta Bu sırrın tahtına sultân olmayan insân degüldür 8.Tıfl-ı ma‘nî zikr-i kalbî pir yüzinden tahsîl idüp Sır ilinde kalb-i selîm bulmayan insân degüldür 9.Ümmî Sinân bu tevhîdin hakîkatın söyler yine İmân-ı tahkîk es-selâm bulmayan insân degüldür
Başını bend eyledün bir ahıra ḥayvân gibi Bülbülün gülzârdegi zevkından oldun bî-haber
Reklam
Reklam