“Hayatı aslında karmaşıklaştıran biziz. Erken uyu, bol su iç, kazandığından az harca, paranı biriktir ve hiçbir insanı gözünde gereğinden fazla büyütme. Birçok şey kendiliğinden yoluna giriyor.”
Kök hücre yasası bile dedi bunlar. Bunlarla az dalga geçiyoruz.
Kurdî
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayırlı sabahlar
İnsanların en mutlusu, insanlarla en az meşgul olandır.
İnsanlar için durum o kadar vahim durumda hoş içlerinde olmasa da
Yalanlarla, sahteliklerle, kandırmacalarla yaşarken nasıl doğru, gerçek ve şeffaf olacaklarını ya da olduklarını sanıyorlar, merak ediyorum doğrusu. Yaşamınız onların üzerine kuruluysa siz de onlarsınız ki: Olmayan rahatsız duyup kendisini ya da çevresini değiştiriyor çünkü. Uyum sağlaması söz konusu değil: Bir şeyin ucundan tutar ve arada dolaşır. Çoğunluğu baz almak yerine gerçeği ya da doğruyu baz almanız gerekirdi. O yüzden anlaşamıyoruz: Bile isteye anlaşamıyorum. Onlar için sarf edeceğim efor varsa o da hiç bulaşmamaları için olmalı. (: Değişken ruh halinde ve sürekli yenilik- gelişim gösterme sağlarken kendimden dahi bazen sıkılırken sizin ilgimi çekmeniz ne kadar mümkün? Neredeyse herkeste el, kol, beyin, kafa, ayak var. Ama bakınca neredeyse herkesler. Ne konuşacağız, ne yapacağız? Ben sadece oturma sağlandığı için hoşlanmıyorum. Bazen konu açınca da satırdan taşan çizgi muamelesi görüyor hop yine aynı ve saçma konulara giriyorlar. Tavırları bile aynı. Tipleri farklı ama o fark da etkisiz. Yine aynı: Anlamsız ve boş geliyor. Çoğunun yüzü de yok aslında. Duvara baksam en azından onun rengi ya da malzemesi hakkında bir fikir sahibi olabilirdim. Ama insanlara bakınca o da yok. İnsan görüyorum ama insan da insan göremiyorum. Dünyada bitkiler, hayvanlar, kitaplar, şarkılar, filmler... ile sadece ben kalmışım gibi hissediyorum. Hayatı böyle yaşıyorum. İnsanlarla olan kısımlarda önemsiz ve aceleci davranıyorum. Çocukları görüyorum ama bazılarında ışık yok ya da ruhu yetişkin olmuş. Neşeden uzak. Anlıyorum ki acıyla ya da üzüntü ile erken tanışıp olgunlaşmak zorunda kalmış. Onların içini görüyorum: yüzleri olmasa da, göremesem de. Bu bir yandan korkunç ama öbür yandan güzel. Eksisini bırakıp artılarını çoğaltmaya çalışıyorum. Çünkü toplamada sıfır etkisiz olsa üstüne
Hayata Dair
Neo'nun kırmızı hapı yutan adamı; Cypher. "Bilmek istemedim" dedi bifteğini yerken. "Matrix'in gerçek olmadığını biliyorum ama yeterince gerçek hissettiriyor." Bu belki de en dürüst itiraf. Çünkü Cypher kötü adam değil aslında — sadece gerçeğin ağırlığına dayanamayan biri. Ve burada çok zor bir soru var: Gerçeği taşıyabilmek bir erdem mi, yoksa sadece bir dayanma kapasitesi meselesi mi? Yani bazı insanlar "daha güçlü" olduğu için mi uyanık kalıyor, yoksa sadece Matrix onlara daha az konforlu bir yalan mı sundu? Belki de en büyük lüks, gerçeği seçebilecek kadar kaybedecek azı olmak. Çoğu insan için Matrix sadece kaçış değil — tek güvenli yer. Ve bunu bilerek "uyan" demek... biraz zalimlik de içeriyor.
Felsefe
Az derdim varmış gibi bir de uykudan uyanıyorum ne kadar bahtsızlık;)
Edebiyat