İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları.
Sayfa 576·Kitabı okudu
Onca atamızdan birini anımsatmam gerek: 'Görüyoruz ki, insan ömrünün sonuna vardın, yüz yaşındasın ya da yüzü geçtin, haydi gel, ömrünün bir muhasebesini yap. Düşünsene, tefeci, metres, patron, müşteriler ne çok zamanını aldı; karınla yaptığın kavgalarla, kölelerine verdiğin cezalarla ve kentte görevin için koşuştururken ne çok zaman kaybettin. Bunlara bizzat sebep olduğumuz hastalıkları ekle; yine boşa geçen, değerlendiremediğimiz zamanı ekle, sana ait yılların sandığından daha az olduğunu göreceksin. Geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman yüzünün doğal haline büründüğünü, ne zaman zihninin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun." O halde bunun nedeni nedir? Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyorsunuz; bir şeye veya birine adadığınız bir gün son gününuz olabilecekken yaşamınızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz. Ölümlü olan her şeyden korkuyor, ölümsüz olan her şeyi arzuluyorsunuz. Birçok kişinin şöyle dediğini işiteceksin:❝Elli yaşına gelince inzivaya çekileceğim, altmışıncı yaşım beni tüm yükümlülüklerimden azat edecek." Peki, daha da uzun yaşayacağının güvencesini nereden alıyorsun? Bunun planladığın gibi olmasına kim izin verecek? Yaşamının geri kalan kısmını kendine ayırman ve iyi bir zihin yaratmaya sadece hiçbir işin yapılamayacağı bir dönemini adamak seni
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Teröre özgürlük verince ne olur?
Halkımızın çağdaş ve dinamik kesimi ile, sayıları giderek azalmakta da olsa gerçek aydınlarımız, "bölücü eylemler"in ve "irtica" tehlikesinin sağlığında olduğundan kat be kat arttığı bugünün Türkiye'sinde yaşasaydı, Atatürk'ün neler yapacağı­nı çok iyi biliyorlar. Ona ve eserine yeterince sahip çıkamama­nın utancını yaşıyorlar. Aslında "Düşünce suç olmaktan çıkarılmalıdır" sloganının ardı ardına ve koro halinde tekrarlanmasıyla istenen, irtica ve süreklilik kazanan bölücü eylemler "açık ve somut tehlike" oluşturmaya devam ederken, her gün en az bir erimiz şehit edilirken, "ülke bütünlüğünü hedef alan yazıları ve sözlü pro­paganda"nın, "Halkı ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gö­ zeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik"in serbest bırakılma­sıdır. Acaba, iddia edildiği gibi, çağdaş demokrasilerde düşün­ceyi açıklama hürriyeti sınırsız mı? Dünya tarihinde, teröristle­re ve yandaşlarına propaganda ve örgütlenme özgürlüğü tanı­yarak terörü önleyebilmiş ülke var mı? Her iki soruya da veri­lebilecek doğru cevap: "Kesinlikle hayır"dır. Eski tarihlere gidersek, örnek çok. Hitler ve Mussolini, İtalya ve Almanya'da demokratik ortam, düşünceyi açıklama ve örgütlen­me hürriyeti olmadığı için değil, onların yaptırdıkları propagandalar ve terör eylemleri önlenemediği için iktidar olup, Avrupa'yı kana bu­lamışlardır. Akıllı insanlar ve iyi yönetilen devletler başkalarının hatalarından, akılsız insanlar ve kötü yönetilen devletler kendi hatalarından ders alırlar. Bizim aydınlarımız ne başkalarının, ne de kendi hatalarından ders almasını biliyorlar. Faturasını da genellikle iyi niyetli Türk gençlerine ödettiriyorlar.
Filisterin Acil İhtiyacı. - Filister bir metafiziğin erguvan rengi bir paçavrasına ya da türbanına acil gereksinimi olduğunu düşünür ve onu yitirmeyi kesinlikle istemez: oysa bu süsü olmasaydı daha az gülünç bulunacaktı.
Theodore John Kaczynski
Biyosfer büyük bir olasılıkla atmosferin günümüzdeki koşullarını oluşturan fonksiyonlarını yerine getiremediği bir hale getirilecektir—ki atmosferin günümüzdeki koşulları olmadan bu gezegendeki hiçbir karmaşık yaşam formu hayatta kalamaz.Olası sonuçlardan bir tanesi, Dünya’nın Venüs gezegenine benzer bir hale gelmesidir:Dünya’nın ikliminin sonuçta istikrarsız bir yapıya ulaşabileceği iddia edilmiştir. Isıyı hapseden gazların atmosfere eklenmesi $H_2O$ salınımını hızlandırabilir ve sıcaklığı okyanusların buharlaştığı bir noktaya kadar yükseltebilir… Bazıları bu gelişmelerin Venüs’te daha önce yaşanmış olabileceğini düşünmektedir… Venüs, sera etkisinin öneminin çarpıcı bir örneğidir. Atmosferinde yüksek miktarda $CO_2$ (karbondioksit) bulunmaktadır… Venüs’ün yüzey sıcaklığı Dünya’dan çok daha yüksektir —yaklaşık 780°K (507°C ya da 944°F)— ve bu, tüm yüzeyini kaplayan bulut tabakası nedeniyle Venüs’ün Güneş’ten çok daha az enerji absorbe etmesine rağmen böyledir…
Siyaset Bilimi
Theodore John Kaczynski
Çevreci iyi niyetliler şöyle bir itiraz getirebilirler: Kamuoyu çevre problemlerini ciddiye alacak şekilde ikna edilirse yurttaşlar çevreye zarar veren organizasyonlara direniş gösterecektir ve böylece bir organizasyonun çevreyi tahrip etmesi onun doğal seçilim sürecinde dezavantajlı hale gelmesine sebep olacaktır. Mesela insanlar, çevreyi tahrip eden firmaların ürünlerini satın almayı reddedebilirler. Fakat insan davranışları ve tavırları manipüle edilebilir. Çevreye olan zarar, belirli bir noktaya kadar, kamuoyundan gizlenebilir; halkla ilişkiler firmalarının yardımı ile, bir şirket, çevre konusunda duyarlı olduğuna insanları ikna edebilir; reklamcılık ve pazarlama teknikleri, bir şirketin ürünlerine sahip olma konusunda öylesine güçlü bir arzu yaratabilir ki, çok az kişi bu ürünleri çevre duyarlılıkları sebebi ile satın almayı reddedebilir; bilgisayar oyunları, elektronik sosyal ağlar ve diğer kaçış teknikleri kullanılarak insanlar, çevre problemleri ile ilgilenemeyecekleri bir şekilde hedonist faaliyetler içerisinde hipnotize edilebilirler. Daha da önemlisi, insanlar, şirketler tarafından sağlanan hizmetlere ve ürünlere tamamı ile bağlı oldukları bir duruma getirilmişlerdir. İnsanlar, muhtaç oldukları ya da muhtaç olduklarını hissettikleri hizmetleri ve ürünleri alabilmek için para kazanmak ve çalışmak zorundadırlar; bu sebeple, bir işe sahip olmak ihtiyacı içerisindedirler. Ekonomik gelişme istihdam yaratılması için zorunludur; dolayısıyla çevresel zarar, ekonomik gelişme için ödenmesi gereken zorunlu bir bedel olarak gösterildiğinde insanlar bunu kabul etmektedirler. Milliyetçilik de şirketler ve hükümetler tarafından oyuna dahil edilir. Yurttaşlar dışarıdaki güçlerin onları tehdit ettiğine inandırılırlar: “Ekonomik büyümemizi artırmazsak Çinliler bizi
Siyaset Bilimi