"Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün, Milena. Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki. Ne söyleyeyim daha? Kafam ve ellerim dinlemiyor beni."
Mirina bi saxî, navê wê eşq e yar
Dest bide vî canî, tev bûye pêt û ar
Nema fêyde dike ev qêrîn û hawar
Keçê min ji ku zanîbû ezê korr û lal bibim…
Şeyda Perînçek
Oyuna doyan bir çocuk oldum, insanoğlu neden eşkıya olur burada öğrendim." diyen şaire göre eşkıyalık, feodal çağın kaçınılmaz bir sonucuydu. Onlar, felsefe ya da ekonomi bilerek değil; kendine özgü nedenlerle ve çoğunlukla namus uğruna dağa çıkan yiğitlerdi. Günün toplumsal koşulları eşkıyalığı dayatıyordu.