Mesela bazı şeyleri bazı kimselere anlatmak gerekir. Bunun ihtiyacı içerisine girersiniz. Çünkü sadece ondan gelecek olan en etkilisidir. Ama anlatamazsınız. Çünkü sebepler vardır. Çünkü anlamayacaktır. Belki anlar. Anlasa da üzülür çünkü anlayacağı şey anlamak isteyeceği şey değildir. Onu bu durumda bırakmak istemezsiniz. Korkak olduğunuzdan. Çok düşünceli olduğunuzdan değil. Ortaya çıkacak kaos ya da o kişinin elde edeceği üzüntüyle birlikte sizi bırakabilecek olması düşüncesi rahatsız eder. Rahatsız eder. Eder de eder. Rahatsızlar. Siz de rahatsız olun. Herkes gibi. Rahatsız olun. Rahatsız olun. Anlatmanın farklı yollarını seçersiniz. Anlatmak için farklı yollar bulursunuz. Bir şey yaparken başka bir şeyi kast edersiniz içten içe. Mesela a dersiniz ama asıl mesaj b'dir. Karşınızdaki kişi a'ya bir cevap verir ama siz o cevabı b'ye veriyormuş gibi kabul edersiniz. Biraz zor bir şey değil mi? Her zaman içinizde bir fonksiyon var gibidir. Devam etmek istiyorsan bir şeyleri dönüştürmen gerek. Dönüştür ve dönüştür. İnsan bazen yoruluyor. Mesela insan yoruldum da diyebilmeli. Ben kışı sevmiyorum diyebilmeli. Kıştan nefret ediyorum diyebilmeli. Ben şahsen kıştan nefret ediyorum. Neden etmeyeyim ki? Etmemem gerektiğine neden inandırayım kendimi? Ediyorum, ediyorsam kabullenirim. Kimse çok da iyi olmak zorunda değil. Doğru olanı yapmak adına başka şeylere karşı vermeniz gereken tepkileri kıstığınız zaman o tepkilerin çok daha şiddetlisini kendinize karşı veriyorsunuz. Ne gerek var? Kışın cibiliyetini sikeyim. Hak edene karşı senin cibiliyetini sikeyim diyebilin. Demiyorsanız da bari kendi içinizden söyleyin. Ama söyleyin. Söylemiş olun. Ne demiş Oğuz Atay? ''Sizleri durdurmak mümkün değildir. İçinizden devam edersiniz sonra.''
İbrahim...
İbrahim… İçimde bu kaçıncı giden büyüttüğüm şehirlerden, Benim gülüşüm şehrin gülüşüdür, Ruhumu soyunmam bedenimden yine, Alacağım çoğalır yaşamaktan verirse yaş benimdir, Hesapların derin hengamesine gerek yok, İçimde bu kaçıncı giden büyüttüğüm şehirlerden, Mavi göğümde bir bulut asılı durur… …🖋️biR’ münZ’evi üstâd biR’ münZ’evî üstâd… 22/06/2026 İsmail Karasu İsmail Karasu İsmail Karasu ( dönence )
Şiir
Reklam
İbrahim...
İbrahim… İçimde bu kaçıncı büyüttüğüm giden şehirlerden, bu kaçıncı gömüşüm yalnızlığı karanlık gecelere, Bir sevgili ölüm göz kırpar gençliğime, kaçar gibiyim yine bir şeylerden, Ruhumu soyunmam bedenimden yine sürgün yemiş gibi kalbim bir şeylerden, Alnıma yazılan ne kader boşuna, ne yağan yağmur usul usul, asılı durur mavi göğümde bir bulut, Hiçbir şey boşuna değil yağarsa yağmur benim ne bu zifiri karanlık, İçimde bu kaçıncı büyüttüğüm giden şehirlerden gözleri dolanmış çocukluğumun saçlarına, Mevsim eskitir benim gülüşüm kaç şehrin gülüşüdür, benim gülüşüm… …🖋️biR’ münZ’evi üstâd biR’ münZ’evî üstâd… 22/06/2026 İsmail Karasu İsmail Karasu İsmail Karasu ( dönence )
Şiir
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Ez sterke bûm ser ve dıne ketıbûm Ketıbûm le mın cehxwe eceb dıt Zike dayıkamınde nivisandıne reşbextiyamı Hun bawer nekın ew gotınen rûpeleken paqıj e mirovan Dile şıkesti carekı din nâye berhevkırın B.Ü
Kurdî
"Sakın bakma saate. Geç kalarak yetiştiğim saatler bilirim." -B. Sancak
1000Kitap
Reklam
Reklam