En kısa sürefe okuduğum kitaplardan birisi rsden çıkartacak bir kitapp aşırı akıcı ne gereksiz betimleme var ne fazla uzatılmış ne fazla kısa yazılmış metinler tam yerinde uzatılmış.
Çizgi İhlaliSude B. · Pukka Yayınları · 2024240 okunma
"Herkesin anlatacak bir hikayesi vardır.Ama ya hikayeniz yoksa?
O zaman ne olur?
Siz Janice'seniz, başka insanların hikayelerini biriktirmeye başlarsınız..."
Başlarken tam da bu sözcüklerle kapı aralıyor kitap bize.
Janice, evlere temizliğe giden, gittiği evlerde ,bir otobüs köşesinde veya bir kafede rastladığı, kendi tabiriyle sıradan insanların sıradışı hikayelerine tanıklık edip içinde biriktiren biridir. Başka bir tabirle "Hikaye Koleksiyoncusu"
Bir gün evine temizliği gittiği ailenin, yaşlı akrabası Bayan B ile yolları kesişir.
İkilinin yaptığı sohbetler, Bayan B'nin ona her seferinde parçalar halinde anlattığı hikaye , ikisinin dostluğu, Janice'yi kendi hikayesini ötelediği farkındalığına ulaştırır.
Hikaye bize, hayat akışında başkaları ile yaptığımız empatiyi veya özeni kendimize ne kadar yapıyoruz sorusunu sorar.
Kitabın, okudukça kalbimize iyi gelen , iyileştiren bir yönü olduğunu hissederiz .
Sıradan insan hikayelerini, yazar o kadar güzel kaleme almış ki her bir sayfayı merakla çevirdim, son sayfaya gelince bittiğine üzülmeden edemedim.
İnsan hikâyeleri okumayı, satırların o iyileştirici naif yanını seviyorsanız sizlere de mutlaka bu kitabı okuyun derim.
Fethullahçı terör örgütünü yıllardır başta Necip Hablemitoğlu hocamız olmak üzere birçok gazeteci, siyasetçi ve yazar defalarca uyardı. Ancak hem hükümetler hem de devletin ilgili kurumları bu uyarıları görmezden geldi. Sonuçta Hablemitoğlu ve Uğur Mumcu gibi isimler katledildi.
Bugün aynı cesareti göstererek çok daha detaylı ve derinlikli bir incelemeye imza atan değerli yazar Kaya Ataberk, FETÖ'nün aslında bir buz dağının yalnızca görünen yüzü olduğunu gözler önüne seriyor.
İşte bu eleştirel farkındalık, Kaya Ataberk’in "Pusudaki Cemaatler" kitabını okurken en çok ihtiyaç duyduğumuz merceklerden biri hâline geliyor. Yazar, meseleyi FETÖ sonrasına indirgemeyip, bu yapıların nasıl yeşertildiğine dair sorular sordurarak asıl can alıcı noktaya parmak basıyor: "Peki ya şimdi? Bu iş gerçekten bitti mi, yoksa aynı körlükle yeni yapılanmalara mı kapı aralanıyor?" İşte Kaya Ataberk’in kitabı, tam da b Fetö'den Sonra Pusudaki Cemaatler u karanlıkta yol gösteren, ama aynı zamanda devletin geçmişteki ihmallerini de eleştiren bir kılavuz niteliğinde.
Ataberk, kitabında sadece geçmişe takılıp kalmıyor; tam da olması gerektiği gibi perdeyi biraz daha aralayarak ülkedeki diğer yapılanmaları, onların tarihsel köklerini ve bugünkü etki alanlarını masaya yatırıyor. Nakşibendilerden İsmailağa’ya, Menzil’den Işıkçılara kadar birçok yapıyı ele alması, konuya yüzeysel değil sistematik bir bakış getirdiğini gösteriyor. Bu, kitabı sadece "bilgilendirici" olmaktan çıkarıp gerçekten "uyarıcı" bir metin hâline getiriyor.
Her Atatürkçü vatanperver için "Pusudaki Cemaatler" kapıdaki potansiyel tehlikeleri görmek adına iyi bir pusula. Çünkü Ataberk’in de altını çizdiği gibi, benzer bir senaryonun tekrarlanmaması için ilk şart, bu yapıları ve onların eklemlenme biçimlerini tanımaktan geçiyor. Geçmişten ders çıkarmak
Eser; İslamiyet öncesi Cahiliye devrinin o meşhur Muallaka şiirlerinden başlayıp İslam medeniyetinin estetik zirvesi olan Endülüs dönemine kadar uzanan, MS 540 ile 1285 yılları arasındaki 750 yıllık devasa bir edebi mirası tek bir çatı altında topluyor. Kitap, Doğu kültürünü ve Arap toplumunu sadece tek boyutlu bir kalıba sıkıştıran modern algıyı tamamen kırıyor. Karşımıza; aşkla yanan, haksızlığa isyan eden, sarhoş olan, felsefi sancılar çeken ve kısacası en saf haliyle "insan" olan bir medeniyetin sanatsal çığlığını çıkarıyor.
750 Yıllık Geniş Yelpaze:
İmruu'l-Kays’tan başlayıp er-Rundî’ye kadar uzanan yedi buçuk asırlık muazzam bir edebi dönüşüm sürecini başarıyla özetliyor.
Bağlamsal ve Ruhsal Rehber:
Şiirlerin sadece çevirileri verilmemiş; şairlerin kısa biyografileri ve şiirlerin yazılma hikayeleri de eklenerek edebi zemin güçlendirilmiş.
Usta İşi Çeviri Başarısı:
Mehmet Şayir, Arapça asıllarındaki redif, kafiye ve ölçü yapısını Türkçeye aslına en sadık ve ahenkli şekilde aktarmayı başarmış. Kitabın en etkileyici tarafı, sayfalar arasında gezinirken karşılaştığınız isimlerin zenginliği. Bir yanda İmâm Şâfiî’nin hikmetli dizeleri ve Hallâc-ı Mansûr’un mistik derinliği dururken, diğer yanda efsanevi aşık Mecnûn’un (Kays b. Mulevvah) hasret dolu haykırışları ve Mutenebbî’nin keskin hicivleri yankılanıyor.
Eser, 144 sayfa gibi kompakt bir hacme sahip olmasına rağmen, sunduğu tarihsel derinlikle adeta küçük bir kültürel rehber görevi üstleniyor. Şiirlerin arkasındaki yaşanmışlıkların, dönemin saray entrikalarının veya kişisel trajedilerin anlatılması, okuyucunun o mısralarla gerçek bir bağ kurmasını kolaylaştırıyor. Dilin sadeliği ve akıcılığı sayesinde, Orta Çağ’ın o ağır çöl atmosferi bugünün okuru için son derece anlaşılır ve yaşayan bir forma bürünüyor.
Eser,
Kitabı bitirdiğimde benim için düşündüren noktalar şunlar oldu:
Eğitimsiz, hayata dair deneyim sahibi olmayan, çok görmemiş ve kaba denilebilecek yapıdaki bir insanın sahip olduğu bir beceri ile etrafta nasıl tanındığı konusu.. var olan becerisinin onu ancak bir yere kdar taşıdığı kabuğunun içinin küçük bir sohbet anında bile ele verdiği boşluğunu görüyoruz. Ve ün denilen şeyin insanı ancak bir yere kdar taşıyabileceğini .Dr b. İle son oyunu tamamlasalardı belkide artık kendini bitirmiş olacaktı.elindeki tek gücü olan şampiyon ünvanını orada bırakacaktı.
Gelelim Dr B. Bize aslında sınırlar içinde de sonsuz seçenekler olduğunu gösteriyor.eline fırsat geçtikten sonra zamanı bu denli dolu geçirmesi, seçenekleri katlanarak arttırması beynin akıl almaz boyutlarını bize gösteriyor. Ama yinede şunu görüyoruz ki akıl almaz boyutlar dediğimiz artık doğru ile hayalî karıştıracak boyuta ulaşınca işlerin renginin değişmesi bizi korkutuyor.psikolojinin ne denli etkili olduğunu ve belli sınırlar dahilinde kalarak gerçek hayattan kopmayacak şekilde düşüncelerimizi düzenlemekten öteye geçmemenin önemini fark ediyoruz.Ve kitabın en sonunda asıl galibiyetin önce kendini seçmek olduğunu yaşayarak bize gösteriyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
Stefan Zweig’in Satranç adlı kısa romanı, sayfa sayısına aldanılmaması gereken eserlerden biri. Kitap ilk olarak satranç oynamayı sevdiğim için dikkatimi çekmişti. Ancak okudukça satrançtan çok insan psikolojisi, yalnızlık, baskı ve zihnin sınırları üzerine derin bir anlatı sunduğunu gördüm.
Kitabın merkezinde dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ile Nazi baskısı altında uzun süre tecrit edilen Dr. B. bulunuyor. Zweig burada satrançtan çok insan zihnini anlatıyor.
Sonuç olarak Satranç, satranç sevenlerin değil, insan psikolojisini merak eden herkesin okuyabileceği bir eser. Kısa sürede biten ama bittikten sonra uzun süre düşündüren kitaplardan biri.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma