Resulullah ﷺ Mûte Muharebesi olduğu anda henüz onlardan hiçbir haber gelmemişken şehit olanları isim isim haber verdi. "Önce Zeyd. B Harise, sonra Cafer b. Ebû Talib, sonra da Abdullah b. Revaha şehit oldular. Şimdi Halid B. Velid sancağı aldı. O, Allah'ın kılıçlarından bir kılıçtır." dedi. Bunu anlattığı zaman gözlerinden yaş akıyordu.
Sayfa 133 - Semerkand Yayınları·Kitabı okudu
Hadîs-i Şerif
İbn Abbas şöyle demiştir: Ömer radıyallahu anh (ölümünden sonra) teneşiri üzerine konuldu. Yerden kaldırılmadan önce insanlar onun etrafını sarıp ona dua etmeye ve onun cenaze namazını kılmaya başladılar. Ben de onların arasındaydım. Beni omzumu tutan bir kişi dışında hiçbir şey korkutmadı. Onun Ali b. Ebî Tâlib olduğu-nu gördüm. Ömer'e rahmet okuyup şöyle dedi: "Yaptığın amelin bir benzeriyle Allah'a kavuşmak istediğim ve senden daha çok sevdiğim birini geride bırakmadın. Allah'a yemin olsun ki, ben Allah'ın seni iki arkadaşınla bir araya getireceğini umuyordum. Çünkü ben biliyordum ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i pek çok defa 'Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte gittim, Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte girdim, Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte çıktım' buyururken işitmiştim."
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Modern devlet özneleri dışarıdan, zorlama ve disiplin yoluyla biçimlendirir. İslam ise onları içeriden, benliğin bilinçli ve kasıtlı bir şekilde kendisi üzerinde çalıştığı bir süreçle, yani bir iç gözlem ve öz disiplin süreciyle, ahlaki bir öz terbiye süreciyle biçimlendirir. Bu sebeple İslam'daki süreç son derece bireyselken modern devletteki süreç tam aksine kolektif olup öz-performansın iç dinamiklerinden yoksundur.
Sayfa 138
Mustafa Kemal'in corinne'e on dördüncü mektubu..
17 eylül 1332 (1916) Sizi 40 gün yatakta kalmak zorunda bırakan hastalığı bana haber veren mektubu aldım. Bu havadis beni çok üzdü. Fakat yine de sizin bu mektubunuz beni teselli etti, zira yatakta yazıldığı halde, bu mektubu sıhhatinizin delili diye kabul ettim Karargahıma gideli ve Nuri Bey'i yalnız bırakalı 15 gün var. Son muharebeleri idare ettiğim bir ay zarfında Nuri Bey, Hüseyin Bey, ilh... ilh... ile hemen her gün beraberdik. Kıymet verdiğiniz insanlarla birlikte ateşe ve ölüme göğüs germek ne zevk. Bu umumi savaşlar sırasında zavallı Faik Paşa alnından bir kurşun yiyerek şeref meydanında can verdi. Eski dostumun kahramanlık misalini takip etmek isteyen Nuri Bey'in coşkunluğu görülerek şey! Allah'tan, cennette kendisi için yapılan, fakat henüz inşa halinde bulunan köşk tamamıyla bitinceye kadar sabretmesi için verdiğim nasihatlere kulak astı. Muş dağlarındaki kumandanımızın manasız bir mektubundan bahsediyorsunuz. Müsaade buyurunuz, size haber vereyim ki hanımefendi, ben de bu zattan her gün hiçbir mana ifade etmeyen mektuplar alıyorum. Anlaşılıyor ki bu zat, son zamanlarda Türkçe şiirleri Fransızcaya tercüme etmekle meşgul olmaya başlamış. Alayın bir kumandanı ve Nuri Bey'in başarılarının bir afişçisi Fuat Bey (Salih Efendi size bu konuda eğlenceli izahat verebilir) bana bir mektup göndermiş, edebiyatımızdan şu güzel tercümeyi yapmış: "Lair de l'amour souffle dans la tète-Monsieur où, moi où. Bu, şu beytin tercümesi Imiş: Havayi aşk eser serde Efendim nerde, ben nerde. Bu tercüme bana Harbiye Mektebi'ndeki arkadaşlarımdan biriyle bir Fransız kızı arasındaki konuşmayı hatırlat: -Matmazel bana bir şeftali verir misiniz? -Şeftali yok bende Mösyö. Zavallı Mösyö, ne manaya geldiğini yalnız kendisinin bildiği Türkçe bir deyimi Fransızcaya tercüme etmişti. Ali Şevket
Sayfa 60·Kitabı okudu
2, 16 veya 10. yüzyıldan bir Müslüman fakih diriltilseydi, büyük ihtimalle içtihat kapısının 20 ve 21. yüzyıllarda tamamen kapandığını söylerdi. Zira ne eksik ne de fazla, göreceği tek şey Batı'nın kör ve meyus bir taklididir.
Sayfa 121
Muhammed b. Ka'b el-Kuranî rivâyet ediyor: "Adamın biri Süleyman (a.s.)'a gelir ve kazlarının komşuları tarafından çalındığını iddia eder. Hz. Süleyman halkı mescide toplar. Sonra minbere çıkıp, "İçinizden biri hem komşusunun kazlarını çalıyor; hem de çaldığı kazların tüyleri kafasında olduğu halde utanmadan mescide geliyor!", deyince cemaattan biri eliyle kafasını sıvazlar. Bunun üzerine Süleyman (a.s.) "Tutun! İşte hırsız budur!" der."
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Alıntı