Modern devlet, İslami şeriatın uygulanmasıyla bir çelişki arz etmez; çünkü İslam, Müslüman ülkelerdeki en yüksek otoritedir ya da öyle olmalıdır. Araçlarıyla, düzenlemeleriyle, yasalarıyla ve sistemleriyle, modern devlet -İslam'ın tartışılmaz prensipleriyle ve temelleriyle çelişmiyorsa- gelişme olanağımıza mâni değildir... [böylece] biz de ondan gelişmek ve ilerlemek adına faydalanabiliriz.
11) Edepsizlik (Kalîlü'l-edeb) Bu menzilde kulun Allah ve yaratıkları karşısındaki edebi, utanma duygusu ve saygısı azalır. Mihnet bazen insan üzerinde öyle hüküm verir ki Artık güzel görmeye başlar güzel olmayan bir şeyi İnsan Allah'ın, hatta Allah'ın bütün yaratıkları ve nefsinin karşısında kötü olan davranışı güzel görmeye başlar. Bunu fark ettiğinde kötü davranışların kancaları onu yakalar, edepsizlikten geçirerek kötü davranışlara ulaştırır ve onu iki basamak aşağı indirirler. Böylece kötü davranışlar menziline düşer, oradan ikinci defa mihnete varır. Başına gelen hadiselerden ibret alırsa, mihnette uyanır ve orada bir an bile kalmaz. Aynı şekilde edepsizlik makamına da uğrar ve o makamın kancalarından korkarak ayrılır. Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz. Mutlu insan başkasından ibret alan iken, bedbaht insan başkasına ibret ve öğüt olarak gösterilen kimsedir. Bu makam kişiyi hıyanet menziline ulaştırır.
Sayfa 54
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İkincisi ise insanın fakir fakat meşakkatinin hafif olduğu ve Allah’a gönülden bağlandığı, fakirliğin ancak dış görünüş ve giyim itibariyle kişide etkisini gösterdiği durumdur. Bu kişinin düşünceleri ise yerli yerinde, parlak, sabit ve topludur. Bunu da yine denildiği üzere “müspet fakirlik” olarak isimlendirelim. Bu henüz hayatın başında olan ilim talebesi açısından bir nimettir. Öyle ki, dünya onu oyalayıp kendine cezbedemez. Şüphesiz ki, dünyadan az istifade etmek bilgiyi hafızada tutmayı ve öğrenmeyi pekiştirir. Belki de Ahmed b. Hanbel’in zenginliğe yeğ tuttuğu ve muteber saydığı fakirlik bu türdendir.
İbn Mes'ud (radıyallahu anh) şöyle demiştir: İlim (dünyadan) kaldırılmadan önce ilme sarılın; ilmin kaldırılması ise alimlerin gitmesidir. İlme sarılın, çünkü herhangi biriniz ona ne zaman ihtiyaç duyacağını veya ne zaman elindekine muhtaç olunacağını bilemez. Sizden sonra öyle topluluklar bulacaksınız ki, onlar sizi Allah’ın Kitabı’na davet ettiklerini iddia edecekler, oysa onu sırtlarının arkasına atmış olacaklardır. Bu yüzden ilme sarılın; bidat çıkarmaktan (tebdi’), aşırılığa kaçmaktan (tanattu’) ve derinlere dalıp güçlük çıkarmaktan (ta'ammuk) sakının. Size gereken, eski olana (sahabe yoluna) bağlı kalmaktır. Dârimî (144), İbn Vaddâh - el-Bida' (163), Muhammed b. Nasr el-Mervezî - es-Sünne (80)
Suriye'deki Gassân mevkiinde İslâm'ın zuhûrundan dört yüz sene evvel bir Arap hükümeti teşekkül etmiş ve Gassâniyye Devleti nâmını almıştı. Sonra bu hükümet, Bizans hükümdarlarının tâbiyetine ve dinine girmeye mecbur oldu. Yirmi yedi hükümdarından sonuncu olan Cebele b. Eyhem, Hazreti Ömer zamanında Medine'ye geldi ve müslüman oldu. Sonra Hac için Mekke'ye gitti. Kâbe'yi tavaf ederken bedevînin biri bunun ipekli ihramına bastı. Cebele buna hiddetlendi, bedevînin burnuna bir yumruk indirdi. Bedevî, Halife Hazreti Ömer'e müracaat ve dava etti. Hazreti Fârûk, Cebele'ye "Ya hasmini râzı et yahut o da senin burnuna vurup hakkını alacaktır." dedi. Cebele "Ben hükümdarım, o âdi bir bedevidir." dediyse de, Hazreti Ömer "Müslümanlık hukukunda bunun ehemmiyeti yoktur." buyurdu. Cebele "Öyle ise müsaade et de bu gece düşüneyim." dedi. Hazreti Ömer müsaade etti. Cebele, birkaç para vermekle bedevîyi râzı etmeyi kendisi için bir züll saydığı için o gece maiyetiyle beraber kaçtı. Bizansa iltica ve orada irtidâd etti. (dinden çıktı.)
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu