Rosalind Franklin 1958'de henüz otuzyedi yaşındayken öldü. Kendisi hakkındaki ilk izlenimlerim, gerek bilimsel gerekse kişisel planda, (bu kitabın daha önceki sayfalarında da yansıdığı gibi) genellikle yanlış olduğu için, burada Rosy'nin başarılarına ilişkin bazı şeyler söylemek istiyorum. King's de yaptığı x-ışını çalışmalarına, giderek artan bir şekilde olağanüstü olarak bakılıyor. Yalnızca A ve B biçimlerini çıkarmış olması bile ününü sağlamaya yeter. 1952'de Patterson yöntemlerini kullanarak fosfat guruplarının DNA molekülü dışında olduğunu göstermesi daha da büyük bir başarıdır. Daha sonra bernal laboratuvarında geçtiğinde tütün mozaik virüsünü ele almış ve sarmal yapı konusundaki nitel görüşlerimizi kısa bir zamanda kesin bir nicel tabloya dönüştürmüştür. Temel sarmal parametrelerini belirlemiş ve ribonükleik zincirin merkezi eksenle molekülün dış kenan arasında yan mesafede olduğunu da yine o bulmuştur. O sıralar Birleşik Devletler'de olduğum için kendisini Francis kadar sık görmedim. Rosy, Francis'e sık sık akıl danışmak veya iyi birşey yaptığında, bunun Francis'in mantığıyla da uyuşup uyuşmadığını görmek için gelirmiş. Artık önceki didişmelerimizin tüm izleri silinmişti. İkimiz de Rosy'nin kişisel dürüstlüğünü ve soyluluğunu kabul ediyor ve akıllı bir kadının, kadınlan ciddi düşünce işlerinin dışında bir eğlence aracı olarak gören bir bilim dünyasına kabul edilebilmek için verdiği mücadeleleri yıllar sonra da olsa kavrıyorduk . Rosalind'in örnek cesareti ve sağlamlığı, kurtuluşu olmayacak derecede hasta olduğunu bildiği halde şikayet etmeyip ölümünden birkaç hafta öncesine kadar olağanüstü çalışmasını sürdürmesiyle hepimizi duygulandırdı
Zirr b. Hubeyş'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir; Mestler üzerine mesh meselesini sormak için safvân b.Assâl (r.a) gittim... "Ey Zirr, niçin geldin?" Diye sordu... "İlim öğrenmek için geldim." Dedim. Bunun üzerine; "Melekler, talep ettiği şeyden hoşnut oldukları için ilim talebesi üzerine kanatlarını gererler..." Dedi...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her zaman en iyisini bilen en iyisini yapan olmaz demek ki
Ben jonson, Roma tarihini derinliğine ve ayrıntılı olarak bilir. julius Caesar, Antony and Cleopatra ve Coriolanus gibi Roma oyunlarını yazarken tek kaynağı Plutarkhos'un yaşamöyküleri olan Shakespeare'den farklı olarak, Ben janson tarıh açısından yanılgılara düşmez, anakronizmler yapmaz. (Örneğin suikastçtiarın toplandıkları sahnelerde çalar saatler gece yarısı çalmaz, Romalılar şapka giymez, v.b.) Ayrıca Ben janson eski Yunanlı ve Romalı yazarların kurallarına, yani tragedya ile komedya sahnelerinin birbirine karışmamalarına; zaman, yer ve konu birliğine sıkı sıkıya bağlı kalır. Gelgelelim Shakespeare'in Roma oyunlan olanca canlılıklarıyla hala okunur ve sahneye konurken, hatta filmleri yapılacak kadar geniş halk kitleleri tarafından tutulurken; Ben janson'ın gene Shakespeare'den farklı olarak klasik kurallara uygun Roma oyunları, T. S. Eliot'un deyimiyle, ukalaca bir bilgi birikiminin yükü altında çoktan batmış, çoktan unututup gitmiştir.
Carlo M. Cipolla
Üçüncü Temel Yasa, açıkça belirtmese de, insanların dört temel kategoriden birine ait olduğunu varsayar: Saflar, akıllılar, haydutlar ve aptallar. Dikkatli bir okuyucu, bu dört kategorinin temel grafikteki H, I, B, S alanlarına karşılık geldiğini kolayca anlayacaktır (bkz. Şekil 1). Tizio bir eylemde bulunur ve kendisi bundan zarar ederken Caio için bir yarar sağlarsa, Tizio'nun işareti H alanına düşecektir: Tizio aptalca davranmıştır. Tizio yarar elde ettiği bir eylemde bulunurken Caius için de bir yarar sağlarsa, Tizio'nun işareti I alanına düşecektir: Tizio akıllıca hareket etmiştir. Tizio, Caio'nun kaybına neden olurken yarar elde ettiği bir eylem gerçekleştirirse, Tizio'nun işareti B alanına düşecektir: Titius bir haydut gibi davranmıştır. Aptallık, S alanında ve O noktasının altındaki Y ekseninin tüm durumlarına karşılık gelir. Üçüncü Temel Yasa bunu açıkça ortaya koymaktadır: Aptal bir insan, kendisi için herhangi bir fayda sağlamadan, hatta kayba uğrayarak başka bir kişiye veya gruba zarar veren kişidir.
Felsefe
Hakikat ehline göre ölümden sonra terakki mümkündür. İbn Arabi de * bu görüştedir. Bu konuda ibn Arabî a der ki: "Tecellilerden birinde Ebu Hüseyin Nuri ile bir araya geldik. Beni öptü ve kana kana içti. Ona; "Hani sen, tevhide susayanlar başkasından kanmaz" diyordun? diye sordum. Çok utandı. Akabinde yine ona: "Alttakinin (ölünün) üsttekinden (hayatta olan-dan) feyiz aldığı anda, ğayrdan almaz sayılmaz mı? diye sordum." Ölümden sonra da ona bu dünyaya ait olmayan bir ilim verilmekte ve o ilim ile terakki etmektedir." Reşehât sahibi der ki: "İbn Arabî «s "Futûhat" isimli eserde der ki: Ebu Hüseyin Nuri hazretleri, "Ölümden sonra terakki gerçekleşmez" diyenlerdendi. Oysa birçok keşifle sabit olmuştur ki ruh bedenle ilişkisinden sıyrıldıktan sonra bu dünyaya ait olmayan bir ilim verilmekte ve o ilim ile terakki etmektedir."
Hahahah tövbe estağfurullah..
Âmir eş-Şa’bî’ye yanında kendisi hakkında bir delil bulunmayan bir şey soruldu. Bilmediğini söyleyince “Reyini söyle!” denildi. Bunun üzerine o “Ne yapacaksın reyimi, üzerine işe reyimin!” diye cevap verdi. •Et-Tabakâtu’l Kubrâ’da (6/250) Muhammed b. Cuhâde’den şöyle dediği geçmektedir.