Evvel refik, ba'del tarik yani önce yoldaş, sonra yol derler ya azizim; bu kelam-ı kibar, asırların imbiğinden süzülüp gelen sıradan bir silsile değil, bilakis hayat sahnesinde bizzat tecrübe ile sabit olmuş hakikatin ifadesidir. Eğer gayemiz ve varoluşsal meselemiz bu zifiri karanlık çağda sadece kuru bir teknisyen olmak değil de etrafına safi nur saçan bir münevver mertebesine erişmekse, şurası kat’idir ki tek başına yanıp tutuşmakla hakiki bir aydınlanma hasıl olmaz. Münevverlik davası, tek kişilik bir inziva değil; asgari iki ruhun, iki muazzez kalbin yan yana gelerek birbirinin şulesini beslemesi, fıtri bir teslimiyetle birbirini aydınlatması ameliyesidir. Şayet bu mukaddes ömür yolculuğunda taraflardan biri pervane gibi yanıp tükenirken diğeri sönük bir gölge gibi solarak kalıyorsa, o menzilde, o bağ kurma usulünde fıtrata muhalif giden, yanlış ve çürük bir şeyler var demektir. İşte tam da bu fıtri nizam muktezasıyla, bu çetin dünya gurbetindeki yürüyüşümde en mühim eksiğin; yol boyu dikilen nurlu işaret levhaları gibi adımlarıma istikamet verecek, aydınlığıma bir destek hem de kalbi bir ortak olacak bir refikaya, yani bir papatya saflığındaki eşe ihtiyaç duyduğumu derk ediyorum. Zira bu yoldaşlık tesis edilmelidir ki, fani bedenin muvakkat heveslerinden mücerret, ruhu emr aleminden beslenen muzaffer bir nesil yetiştirme ulvi gayemiz inkıtaa uğramadan hayatiyet kazansın.
Bizleri bu mukaddes çift çıralı aydınlanmaya ve nesil emniyetine davet eden ayeti celilede, Kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir fermanıyla meşru bir refikanın kalbe zerk ettiği sekineti müjdelerken; Furkan-ı Hakim’in bir diğer ayetinde ise münevver bir iradenin ufkunu, **Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak