Baba Çınarı
Kiminin elini sıkıca tuttuğu, kiminin ise bu yıl ilk kez gökyüzüne bakarak iç çektiği bir Babalar Günü... 4 Mayıs’tan beri hayatımdaki en büyük eksikliğim olan canım babam başta olmak üzere, aramızdan ayrılan tüm babaları rahmet ve minnetle anıyorum. Evlatları için atan tüm fedakar yüreklerin, hayatta olan ve özlemle anılan tüm babaların günü kutlu olsun.
Babalar Günü
Bir Saatin Çarkları Dönmeyi Bıraktığında…
Bir saatin çarkları dönmeyi bıraktığında, sadece zaman mı durur, yoksa kopan bağlar mı Yıllar sonra eski bir saatin içinden çıkan o tek cümlelik not, birbirini unutan iki kardeşin hayatını tek bir gecede kökünden değiştirdi. Ahmet Bey, kasabanın kenarındaki eski konakta tek başına yaşıyordu. Çocukları Can ve Elif, yıllar önce iş ve aile telaşıyla büyük şehre taşınmış, hayatın koşturmacasına kapılmışlardı. Bayramlar dışında konağın kapısı pek çalınmaz olmuştu. Ahmet Bey onları hiç suçlamıyor, başarılarıyla gurur duyuyordu ama içindeki o sessiz özlem de her geçen gün büyüyordu. Bir sonbahar günü, Ahmet Bey babasından kalan eski kurmalı duvar saatini tamir etmek istedi. Yıllardır tıkır tıkır işleyen çarklar artık durmuştu. Saatin içini açtığında mekanizmanın arkasına sıkıştırılmış sararmış bir zarf buldu. Üzerinde babasının el yazısıyla şu bilgece not yazılıydı ‘Bu saatin çarkları birbirine muhtaçtır oğlum. Biri durursa, zaman durur. Aile de böyledir. Ayrı düşseniz de kalbiniz her zaman aynı ritimle atsın.’ Ahmet Bey duygulanırken telefon çaldı. Arayan kızı Elif'ti ‘Baba, Can'la hafta sonu yanına gelmek istiyoruz. Çok yorulduk, biraz nefes almaya ihtiyacımız var.’ dedi. Ahmet Bey nottan bahsetmeden, ‘Gelin tabii güzel kızım, başımın üstünde yeriniz var.’ diyerek onları davet etti. Hafta sonu konak eski neşesine yeniden kavuştu. Akşam bahçedeki devasa çınar ağacının altında çay içerlerken Ahmet Bey cebindeki o zarfı çıkarıp çocuklarına uzattı. Can notu yüksek sesle okuyunca bahçeye derin bir sessizlik çöktü. İki kardeş, günlük stresler yüzünden birbirlerini bile ne kadar ihmal ettiklerini o an fark ettiler. Elif abisinin elini tuttu, Can ise babasının omzuna sıkıca sarıldı. Ahmet Bey gülümsedi ve başını kaldırıp koca çınarı işaret etti ‘Bu çınarın binlerce yaprağı
İnsan ve Hayat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Güle güle hababam sınıfı Sabah dedikleri bu mu İçimde gecenin tortusu dururken hala Gözlerim ışığa açık Ama ruhum karanlığın koynunda saklı. Tercanlı24 Rıfat ılgaz sıkılmıştı günün tekrarından İçinde gece tortusu vardı uykusuzluktan Ruhunu karartıyordu geçmeyen zaman Meşguliyetin yoksa yürür mü hiç kervan Müminin sahip olduğu büyük nimettir İman ve inanç insanı kuvvetlendirir Zamanın vaktin kıymetini bilmek gerekir Kıymetini bilmediğin nimet eziyet verir Dolmuş gazetesinde çalışırdı Rıfat Ilgaz Dedilerki otur bir roman yaz Senden bir eser kalsın budur miras Doğrulukla Emrolundun kötüye mezar kaz İşte bir Roman başlıyordu Bizi maziye götürüyor yaşlara boğuyordu Ufukta yepyeni bir sabah doğdu Ekranda hababam sınıfı güle güle diyordu Kul Nefsani oturdu ekranın başına
Şiir
Yozlaşmışlık sultanı tahtından eder Yozlaşmış şehirler çok acımasız insanlar üretirler. Sefiller (2 Cilt Takım) Victor Hugo Şükür etmek için, sebep çok En önemlisi, nefes alıyoruz, yaşıyoruz Her an öğreniyor, görüyor, biliyoruz Her ne istersen oluyor, farkında yaşarsan eminnur acar Şükür etmek için sebep çok Peki neden hiç şükreden yok Nefes alıp verişte inanki hiç ahenk yok Mümin hedefe varması gereken bir ok Yozlaşmış şehirler kırılmış oklar Gitgide acımasızlaşıyor insanlar Besmelesiz çekilince gevşiyor yaylar Ve hedefe varamadan kırılıyor tüm oklar Bir bak aynaya tefekkür ile yaşa dünyada Ben atmadım Allah attırdı de her adımda Nasıl güzel yaratılmış insan esma sıfatıyla Tüm amellerimiz yazılır Rabbin katında Yozlaşırsa niyetin bozulur temizliğin
Şiir
Masum Bile Olsa Ölmeli
Çınar Demirci Başkomiser Polisiye Serisinin İlk Romanı Soğuk bir Ankara gece yarısı, otobanda, yağmurun keskin bıçaklar gibi indiği bir anda, Başkomiser Çınar Demirci’nin dünyası bir çarpışmayla dağılır. Bu, sıradan bir kaza değil; unutulmuş bir yeminin, gömülü bir ihanetin ve kanla yazılmış bir senaryonun ilk perdesi. Kaza yerinde parlayan gümüş bir yüzük, Çınar’ı geçmişin derinliklerine sürükler. Eski bir meslektaşının, Cemil’in parmağından hiç çıkmayan o yüzük: “Bunu unutma, ödeyeceksin.” Kayıp bir iş adamının dosyası açıldıkça, sahte imzalar, gizli offshore hesaplar ve milyonluk yalanlar bir labirente dönüşür. Çınar, kendi imzasını taklit eden bir gölgeyle boğuşurken, kızının masum çığlıkları kulaklarında yankılanır: “Baba, kurtar beni!” Ahmet Olcay Dursun’un kaleminden, soluksuz bir polisiye: Karanlık sırların, kırık kalplerin ve unutulmaz bir kahramanın hikâyesi. Adalet, bir katili yakalamak mı yoksa kendi gölgelerinle yüzleşmek mi? Bu kitap, sizi sayfaları çevirdikçe kendi sırlarınızı sorgulatacak. Dostlar maskelerini düşürür, vicdan bir sorgu odasına hapseder: Masumiyet, gerçekten masum mudur yoksa en ölümcül silah mı? Masum Bile Olsa, bazen ölmek gerekir mi? kitapyurdu.com/kitap/masum-bil...
Alıntı
ÇINAR
Herkesin yaslandığı bir çınarı var bu hayatta, Bir gölgelik, bir yanındayım sesi, Kimi bir baba sesiyle serinler geceleri, Kimi sevgiyi hazır bulur, hiç aramadan. Ama ben… O şanslı kalabalığın dışında kaldım hep. Ne bir el uzandı en dik yokuşumda, Ne de adımı bilen bir gökyüzü vardı. Kendimi büyüttüm… Tırnaklarımla kazıya kazıya karanlığı, Avuçlarımda kırılmış oyuncakların izleriyle, Suskunluğu süt gibi içerek. Dizlerimi ben sardım hep, Ağrılarımı kendimle susturdum. Ve kimse bilmedi, Bir çocuk ne kadar erken yorulabilir hayata. Çınarsız büyüyenler bilir: Gölge bulmak değil mesele, Kök salacak bir yerin olmayışıdır acı olan. Ve sen yürürsün Yaralarını bastığın toprağa anlatmadan. Şimdi büyüdüm mü? Bilmiyorum. Ama artık rüzgâr estiğinde devrilmem kolay kolay, Çünkü ben
Şiir