Asmalımescit'e gelince aklıma meyhaneci Refik geliyor. Hemşin çınarı gövdeli adam. İkinci Cihan Harbi arefesinde, Trabzon Limanı'ndan gemi ile gencecik bir delikanlı olarak gelmiş. 1954'te Demokrat Parti devrinde, Baba Nişan adlı bir Ermeni'den bu mekanı almış.Alış o alış.Bir gün bana,"tükenmez" adlı bir mezeden söz etmişti. Savaş, kıtlık, yokluk günlerinde bir tepsiye su doldurup, ortasına bir kalıp beyaz peynir yerleştirip, peynir yağını suya bırakırken ekmeği banıp, arada peynir tırtıklayıp, su azalınca ilave edip ...
Hayata Dair
"Yener'i sevdin," dedim. Babam bir süre sustuktan sonra, "Başında babası olmayan çocuklar beni her daim derinden etkiler," dedi dürüstçe. "Yaslanıp gölgesinde serinleyeceği çınarı devrilmiş." Kalbimde buruk bir hisle başımı salladım. "Evet, babası şehit düşmüş. " "Kolu kanadı kırık bir kuş," dedi babam gözlerini çaya indirerek. "O oğlan da öyleydi, demi?" "Gurur mu?" "Evet, o çöl devesi." Boğazımdan zar zor geçen yutkunuşla, "Evet," dedim. "O da." "Babası vefat mi etti?" "Etmesini tercih ederdi."
Sayfa 447 - Dokuz Yayınları, Zeliha ve Kahraman Özdağ·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
- Bu gece sesten, hareketten ve aydınlıktan korkuyorum. Sus; yanımda otur; söyleme, kımıldama... Ve bana dokunma! Bu gece ben başka bir mahlukum. Senin görmediğin şeyleri görmüş, senin işitmediğin şeyleri işitmiş ve uzaklardan uzaklardan gelmiş bir acayip mahlūkum... Sen kimsin... bilmiyorum. Söylesen dilini anlamayacağım; lakin istiyorum ki sen yanımda bulun; zira yalnız kalmaktan korkuyorum. Bütün bildiğim, öğrendiğim şeylerle beraber beynimin içindeki bu aydınlıkla, bu korkunç açıklık ile karşı karşıya tek başıma kalmaktan korkuyorum. Ah, hiç bu geceki kadar yalnızlığımı hissetmemiştim. Aylarca, siz, hepiniz Kadıköy'ünde idiniz, aylarca ben burada Derviş Çinarî ile beraber yapayalnız kaldım. Fakat yalnızlıktan hiç bu geceki kadar ürktüğümü bilmiyorum, hatırlamıyorum. Ne yapayım? Nereye gideyim ki, orada bu yalnızlık olmasın? Benim bildiğim şeyleri bilenlerle yanyana, başbaşa kalayım. Ben söylemeden onlar anlatsın, onlara söylemeden ben anlatayım.
Sayfa 168 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Çocuk, babası onu dinlesin diye zaman zaman elleriyle babasının yüzünü kendisine doğru çevirmeye kalktı. Başaramadı, baba dönüp bakmadı. Çocuk boyuna anlattı, çam ağacını, çınarı, ilk sevdalarını, işini, hayallerini, terk edilişlerini, umudunu, yaşamını anlattı, Baba bana mısın demedi. Baba kalktı, çocuk kalktı gitti. Çocuğun ruhu masada oturmuş hala heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Hayata Dair
Edebiyatçıları severiz
..., Nuriye Hanım, sofranın ortasına dolmuş bir şişe koydu; arkasından derviş Çinari, mezeleri değiştirmeye ve yenilemeye başladı ve bu, sofranın sönmeye yüz tutmuş şetaretini (şenliğini) üfleyen bir hadise oldu. Bahusus donuk, beyaz bir alev gibi elden ele, dudaktan dudağa dolaşan ilk kadehi müteakip bezmin (meclisin) ilk neşesi büsbütün takarrür eder (yerleşir) gibi göründü ve baş mısraı Baba'nın sesile başlayan bir nefes, meydanın dağınık neşatını (sevincini) umumi bir ahenkte toplayıverdi: Kaf ü Nun kitabı izhar olmadan Biz bu kainatın iptidasıyız Kimseler vâsıl - ı didar olmadan Bi kab - ı kavseynin ev ednasıyız Yok iken Adem ile Havva alemde Biz Hak ile hak idik sırr - ı müphemde Bir gececik mihman kaldık Meryem'de Biz tıfl - ı mesih'in öz babasıyız .................................................... ....................................................
Sayfa 26 - Boğaziçi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Sancar Sarp yamaçları derin yarlarla doludur Uçurumları ürkeklere, korkaklara hep borandır Her nevi baharı, yazı sekisinde barındırır Benim doğduğum büyüdüğüm Sancar. Azametli duruşuyla gölge etmemiş kimseye Boranlara sed, kılavuz olmuş kıbleye Sade neft kokuludur menekşesi, sümbülüyle Asırlar boyu Yörüklerin konduğu Sancar. Oyunlar oynadığım saklambacına şahit O büyülü duruşuyla adını almış sanı kayıt Muhkem mevkidir benim doğduğum, büyüdüğüm Cevizine, incirine devasa duran, çınarlı Sancar. İki göz bir kilerdi baba ocağında doğmuşum Yuvakla sallanır hatılları, sanırsın ninnidir Ser vermedi serden geçilir mi sıla-i rahim Gelinciği, çınarı,meşesi, çamlarıyla Sancar. Nice kuzularını gütmüşümdür, Karlı Karatepesi’nde Nice keliklerim kalmıştır, Elitalip’te Kızıl Ürtük’de Nefesim durur yalınayak, Çulfalık Gediği’nde Ulu ladini gök kubbeye aşina, yücesin Sancar. Boyun’da körebe, Kızıllar’da nefes üflediğim Koyunluğun taşlarında, dizlerimi kanattığım İnin önünde seyran eyleyip, umarsızca yattığım Dili lâl, gözü ağma olanlara ferdir Sancar.