Puan vermedi·178 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 18:15
Babamın büyükdedesi ve köyümüzden birçok kişi Sarıkamış'ta şehit olmuş. Savaşa gidip geri dönebilen 2 kişi olmuş ve biri ruslarda esir kaldıktan yıllar sonra dönebilmiş. Döndüğünde o kadar değişmiş ki karısı ve çocukları adamı tanıyamamış. Bu hikayeyi ve nicelerini dinleyerek büyüdüm ben. Dolayısıyla doğu cephesi ile alakalı bir şeyler okuduğum zaman hemen "acaba bizim dede de bu zamanlarda bu söz konusu yerlerde miydi?" Diye düşünürüm. Bu kitap da bende benzer bir etki bıraktı. Eserin hem akademik açıdan bir kaynak olarak kıymetli olduğunu düşünüyorum, hem de insan psikolojisinin savaşı nasıl algıladığı ile alakalı bir örnek olduğuna inanıyorum. İnsanın dışarıdaki savaş sırasında dahi nefsi ile yaman bir başka savaş vermesi gerekmekte. Acının, hırsın, kaybın ve hatanın hepsi insanlar için ve özellikle yönetici grubunun asları olan insanların hayatları üzerinde ne kadar etkileri olduğunu görmek gerçekten dehşet verici. Kitabın en kötü özelliği sadece bir tane defter olmasıydı. Keşke Teğmen'e bundan sonra ne olduğunu bilebilseydik. Belki bir başka çatışmada şehit oldu, belki evine döndü, belki de savaştan sonra dönecek evi kalmadı. Belki bir sürü defteri vardı savaş zamanında tuttuğu ve öldükten sonra orada burada heba olup kayboldu ve bize sadece bu defter kaldı. Belki de zaten sadece bu defteri yazabildi, gerisini yazacak hiç vakti olmadı. Her halükârda kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. O günlerde yaptıkları fedakârlıklar olmasa bugün burada rahatça yaşamamız mümkün olmazdı. İmkansızları zorlayarak mümkün kılan ve bizim bugünlere gelebilmemiz için canını ve cananını ortaya koyan bütün şehit ve gazilerin gurur duyacağı ve razı olacağı bir ülke ve toplum haline gelmek Allah'tan niyazımdır.
Bir Teğmenin Doğu Cephesi Günlüğüİ. Bahtiyar İstekli · İş Bankası Kültür Yayınları · 200917 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:32
Dağlarda Koşan Kadın Yūko Tsushima Yirmi yaşında hamile kalıp , babasız bir çocuk dünyaya getiren Takiko Odaka, bizi 1970'lerin Japonya'sında bizi karşılıyor . Toplumun ön yargılarına inat , babasının şiddetine , annesinin baskısına inat bebeğini doğurup büyütmeye kararlıdır. Hamileyken annesinin kürtaj olması konusundaki ısrarına karşın herkese karşı gelip kucağına almıştır yavrusunu . Babasız da bir çocuk büyüyebilir evet bir yanı eksik olacaktır ama bir cana kıymayı asla istemez. Babasından gördüğü eziyetler , hakaretler onu çocuğuna karşı hem anne hem baba olmaya iter. Yaşadığı baba evi onu ne kadar bunaltsa da çocuğunu o evde büyütmeye devam eder. Bir yandan da yarı zamanlı iş arar. ~~~~~~~~ Toplumda yalnız bir anne ve kadın olarak ayakta kalmaya çalışır. Eleştirilere kulağını tıkar. Bulduğu iş fırsatları onun içinde bulunduğu bunalımı biraz olsun yumuşatır . Ve girdiği son işinde Kambayaşi isimli down sendromlu bir çocuk babası olan adamla karşılaşması sonucu dünyası renklenir ama kısa bir süreliğine. Peki neden kitabın ismi Dağlarda Koşan Kadın ? Çektiği bütün sıkıntı ve bunalimlar onu çıkmaza sürüklesede Dağ onun özgürlüğü olur .... ~~~~~~~~ Toplum baskısı , bir kadinin kendi ayakları üstünde durabilmesi, bütün olumsuzluklara karşı çocuğunu koruması , bir kadının çevresine karşı tutumu , baba sevgisinden mahrum yetişmesi ....kitabın satırları bu temalardan oluşuyor. Yazarinda kendi gerçek yaşamından kesitler içermekte. Okurken sizi yormuyir yazar fakat kitap bittiğinde bir boşlukta hissediyor okuyucu kendini . Eeee şimdi ne olacak ? Takiko hangi yoldan hayatına devam edecek diyorsunuz. ... Etkileyici , cesur ve düşündürücü bir eser sunmuş yazar . Duygu nedir bilmemeyi , duygusuzca var
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202543 okunma
Reklam
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:37
DAĞLARDA KOŞAN KADIN-YÜKO TSUŞIMA,264 sayfa Dağlarda Koşan Kadın 1970 Japonya’sında 🪭modern toplumun dayattığı şekillere , anneliğin gerektirdiği kalıplara ve yalnızlığa karşı sessiz,kararlı ve devasa bir başkaldırının romanıdır. 21 yaşındaki bekar bir anne olan Takiko’nun hikayesini anlatır .Evlilik dışı bir çocuk dünyaya getiren Takiko, hem muhafazakar ve baskıcı ailesiyle hem de 1970'lerin sonu Japon toplumunun acımasız ahlak normlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.Alkolik ve işsiz bir baba,evin geçimine katkıda bulunmak için gece gündüz dikiş diken bir anne ve liseye giden erkek kardeşiyle aynı küçücük evi paylaşmak zorunda olan Takiko…Şimdi bir de minik erkek bebeği Akira ile bu evde yaşamak zorundadır kendi başına bir eve çıkacak kadar para kazanana kadar… Takiko, ne ailesinden ne de çocuğunun babasından destek görür; tamamen yalnızdır. Zaten bir gecelik ilişkinin meyvesidir bebeği,adamın haberi bile yoktur. Kitap kahramanı dik başlı,fevri hareketlerde bulunan,kendi ayakları üzerinde durmaya,parasını kazanmaya çalışan ,yaşı çok küçük olmasına rağmen aile baskısına karşı gelen bir karakter. Takiko'nun ailesi ise toplumun küçük bir modelidir. Özellikle şiddete meyilli babası ve kızını korumak yerine elalem ne der korkusuyla hareket eden annesi, Takiko’nun kaçmak istediği o basık-boğucu dünyanın kendisidir adeta. Dağlarda Koşan Kadın ,sadece bir kadının hayatta kalma mücadelesi değil; bireyin, toplumun çizdiği sınırların dışına çıkıp kendi sınırlarını keşfetme hikayesidir. Buradaki dağ,kişinin kendisini,gücünü tanımasını sembolize eder. Yazarın hayatını incelediğimizde Dağlarda Koşan Kadın kitabının kendi yaşam öyküsünden kesitler sunduğunu,ünlü yazar Osamu Dazai’in kızı olduğunu görüyoruz.Yani yazarın hayatı da bekar bir anne olarak geçmiş,eşinden boşanıp iki
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202543 okunma
Bir şeylerden bahseden bir hiçbir şey
6/10
·184 syf.··
2026 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 10:55
(Spoiler içerir) Bir çeşit anı defteri. Amin Maalouf'un kültürleri, gelenekleri birbirine karan dili sayesinde çoğu kez mekanları uzun uzadıya tasvir etmemesine rağmen kendimi o resmin, olayların içinde çok canlı ve renkli bir karede buluyorum. Karakterde bir taraf var. Gerçek, çok gerçek, canlı. Babasının İsyan'da bıraktığı iz, bir yaradan ziyade bir zihniyet. Bu zihniyet İsyan'ın babasının gölgesi altında ondan hem nefret ederek hem korkarak biraz da severek oluşturduğu birincil karakteri. İsyan evden ayrılır, doktorluk okur, cemiyetlere katılır, hep bir yerlerde;savaş, telaş, aşk uğruna bu zihniyetin onda karşılık bulmasını izler. Hiçbir zaman ayakları yere sapasağlam basamaz, küçüklük hayali olan doktorluğu okumayı bile tamamlayamaz, korkularının arkasında aslında uzun yıllar onun için örülmüş ve üzerinde yapışmış bu karakterin farkına varır. Clara'ya aşık olması bu görme sürecine katkı sağlıyor ve mektuplaştıkları dönemlerde bu korkak, yaptığı işte de başarılı olamayan tarafını hep eleştirerek kendine, hayatına, yıllarına yabancılaşıyor İsyan. Babasının hastalanması haberiyle Clara'dan karnındaki oğlunu da bırakarak ayrılması ve araya savaşın girmesi uzun yıllar onu Claradan ayırıyor. Tam ayrıldıkları sırada babasının da vefat etmesi ile hayatında tutunduğu ne varsa yıkılıyor. İsyan'ın akıl hastanesine girmesi, orada yıllarca kalması, zihnini uyuşturmaları, aslında İsyan'ın seçtiği bir çeşit yaşam tembelliği, yaşamamayı seçme, ölüm. Ta ki kızının büyüdüğünü ve onu aradığını öğrenmesiyle yeniden yaşam enerjisini bulana kadar. Bu İsyan'ın geliştirdiği son kişilik, son dönüm noktası. Kızını görme umuduyla hastaneden çıkıyor ve kızını bir daha hiç görmüyor. Tüm kitap beni en çok vuran yer İsyanın hapisten çokıp şehir
Hayata Dair
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
BİR ERKEĞİ ÖLDÜRECEK KADAR SEVMİŞ OLMALARI.
Puan vermedi
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı. 1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20191,751 okunma
Puan vermedi
Momo, Eski bir fahişenin oğludur. Annesi ve babası onu yıllar önce başka fahişelerin de çocuklarına bakmak için bir nevi çocuk evi işleten Madam Rosa ya vermişlerdir. Romanımız esasen bu Momo nun büyüme ve Madam Rosa nın yaşlanma süreçlerine paralel olarak 2 karakter üzerinden ilerliyor ve belirli bir konusu yok. Göçmen , azınlık yahut fahişe çocukları olmalarından dolayı sadece maddi değil birçok manevi duygudan yoksun olarak büyümeye çalışan çocukların hayatlarına sokuyor bizi yazar. Özellikle Momo, diğer arkadaşlarından farklıdır, fazla hassas fazla duyarlıdır. Algıları o kadar açıktır ki romanın uzun bir kısmında Momo nun 10 yaşında olduğu bilgisi verilmesine rağmen buna okur olarak inanmamız zor geliyor. Bu anlamda tam bir yeraltı edebiyatı. yeraltı edebiyatından beklediğimiz, yeraltı edebiyatın bize verdiği o karamsar, o rahatsız edici hayat bu kez on yaşında bir çocuğun cümleleriyle bizi aktarılıyor. Aslında çok sert detaylara tanık Olmamıza rağmen, Momo'nun cümleleri bizim adeta içimize işliyor. Momo'nun içinde o kadar çok sevgi o kadar çok duygu var ki, o duyguları birine aktarmak için kimseyi bulamıyor. sokaktan bir köpek Buluyor ve tüm ilgisini tüm sevgisini bu köpeğe gösterebiliyor ancak. Sevgisi o kadar sahicidir ki köpeğine daha iyi bakacak birine bulduğu zaman, hiç tereddüt etmeden köpeğine ona veriyor, veriyor diyorum çünkü Momo köpeği alan kişinin verdiği parayı çöpe atacaktır. fahişelik, ve fahişe kavramı, Roman içinde "kendilerini kıçlarıyla savunan insanlar" olarak tanımlıyor, daha doğrusu bu Momo'nun tanımı. Hatta Momo fahişeleri En iyi anneler olarak görür, çünkü onlar çalışma aralarında, kısıtlı zamanlarda sadece çocuklarına ilgi gösterip ve onlarla vakit geçirmeye çalışırlar. Zor bir hayattan kendine Şemsiyesini giydirerek ondan arkadaş
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 20095,8bin okunma
Reklam
Reklam