8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
Lise aşkları her zaman ki gibi kararsız ve korku dolu. Ne yapacağını bilememenin sancıları. Yanlış anlaşılmalar ve kıskançlık ile dolu bir lise hayatı. Ve resmen aile terörü. Fırtına gibi bir baba. Ana karakterlerimiz Hori ile Miyamura olsa da diğer karakterlerin yaşadıklarını da es geçmemeli. Kısaca yine güzel, naif bir gençlik hikayesi.
Manga
Horimiya - Cilt 4Hero · Akılçelen Kitaplar · 2022362 okunma
Kendim gibi kalmak bir direniş biçimidir.
Puan vermedi·152 syf.·
2025 24. kitabı
Bu kitabı okuduktan sonra hissettiklerimden başlamak istiyorum. Kendimle olan ilişkimi, kendime karşı ne hissettiğimi, kendimi ara ara düştüğüm boşluk hissinden çıkarmak için kendimi iyi hissettirecek hobiler edinirken burada bile kendimi bazen sergileme derdinde olduğumu hissettim. Olumluluğun, olumsuzluğun ilişkisi, ilk aklıma gelen, iş hayatımda doğru bulduğum şeyi söylerken çekinmediğimi ama haddimi de aşmadığımı; kötü olay yaşadığımda ve gerekli veya gereksiz bir tepki koyduğumda veya hakkımı savunduğumda, diğerlerinin benim dik başlılığımın dile getirilmesi, susmamın istenmesi ya da benim de görmezden gelip takmamam gerektiğinin söylenmesi gibi şeyler aklıma geldi. Yani benim de herkes gibi olmam istendi. Olaylara tepkisiz kalmam istendi. Ben bu olamam, bu şekilde olmak da istemiyorum. Gerçekten kendimi bu şekilde sınırlarımla korumak istiyorum. Herkesleşmek istemiyorum. “Kendimi korumaya çalışırken neden dışlanıyorum ya da bastırılmak isteniyorum?” Byung-Chul Han’ın düşüncesiyle harmanladığımda; ben aslında olumsuzluğun hakkını teslim ediyorum. Çünkü olumsuzluk—yani itiraz, sınır çizme, hatta çatışma—insanın kimliğini, kişiliğini ve özgünlüğünü kurar. Oysa bugünün toplumları, özellikle iş ortamları, çoğunlukla pozitiflik kültürüyle dolu: herkes uyumlu, herkes güler yüzlü, kimse sorun çıkarmıyor gibi yapay bir huzur içinde davranmak zorunda bırakılıyor. Bu da sahte bir “birlik” yaratıyor ve içsel bir şiddeti doğuruyor: tepkisizliğin, bastırılmış öfkenin, yutulan sözlerin şiddeti. Ben kendimi korumak istediğimde, “haddimi aşmak”la yaftalanıyorum çünkü düzene karşı bir tür “negatiflik” gösteriyorum. Bu da çevremdekileri rahatsız ediyor; çünkü onların içten içe bastırdıkları şeyleri ben açıkça yaşıyorum. Yani ben, onların görmezden geldiği şeyi görünür
Şiddetin TopolojisiByung-Chul Han · Metis Yayınları · 2020838 okunma
Reklam
Puan vermedi·464 syf.··
2024 67. kitabı
Asya üniversite'de eczacılık okuyan gencecik kızımız. Aşık olduğu adamın bu hayatta yaptığı en büyük hatası olduğunu çok acı bir şekilde öğrendi. Bir tren rayında abisi ve babasının, kendisi hakkında verdiği infaz kararını boynu bükük karnında masum bir can ile bekliyordu. Ta ki Ömer Asaf gelene kadar. Ömer Asaf herkes tarafından doğruluğu ve edebi ile bilenen bir gencti. Baba mesleğini sürdürüp, yıllardır aynı mahalle de marangozculuğu devam ettiriyordu. Maddi durumları epeyce iyiydi. O gün daha önce yaptırdığı tahlillerden sonra asla baba olamayacağını öğrenmişti. Ne zaman kendi ile başbaşa kalmak isterse gelirdi tren garına. Gecenin karanlığında kimsenin olmayacağı bir saatte rayların üzerinde ki komşularını görünce ne olduğunu ilk başta anlamamıştı. Asya'yı iki gözü iki çeşme haliyle görünce kayıtsız kalamadı. Mahallede Ömer Asaf'ta dahil hiç kimse sevmezdi Asya'nın ailesini. Hiç acımadan Asya'ya ve karnında ki masuma kıymalarına izin veremezdi. Ben evleneceğim dedi. Sonrasında olaylar elbette ki bitmedi. Yalanlar üzerine kurulan hayatlar, aldatılan kandırılmış bir kadın, iftiralar, kaynana terörü, evli bir adama yapışmaya çalışan komşu kızı of neler neler Ama bunca olumsuzluk bunca kaosun içinde Ömer Asaf ve Asya'nın kalbinde minik minik filizlenip yeşermeye başlayan o saf aşka engel olamadı. Onların aşklarını okumak o kadar keyifliydi ki Her bir karakter öyle güzel kaleme alınıp yazılmış ki.Kitabın sonunda ki sürpriz beni o kadar sevindirdi ki. Kesinlikle ikisi de böyle bir sonu haketmislerdi Ben kitabı çok severek okudum isterim ki siz de okuyun Tavsiyemdir.
AsyaMeryem Soylu · Parola Yayınları · 2024165 okunma
Dersler
8/10
·472 syf.··
2024 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2024 15:10
bir adamın çocukluğundan 70'li yaşlarına kadar olan bütün hayatına tanıklık ettim. yaşadığı istismar ve o istismarla başa çıkmaya çalışarak geçirilmiş -belli belirsiz- savruk bir hayat, terkedilmişlik, ebeveyn terörü ve ömür geçtikçe olgunlukla beraber gelen affediş, samimi dostluklar, biten dostluklar, boşanmalar, yeniden evlenmeler, ölümler ve ardından tutulan yaslar, anne baba olmak ve o rolü kaldırmanın güçlüğü... bir ömre ne sığabilecekse hepsine en yakından şahit oldum. bunun yanında bir de ikinci dünya savaşı'nda Almanya ve İngiltere'nin durumu, ta o yıllardan pandemi yılına kadar gelen bir zaman aralığında toplumun ve olaylara karşı gelişen reaksiyonların değişimi... tarihe ve topluma tanıklık etme adına da çok şey söyledi bana kitap. kitap McEwan'ın kendi hayatından çok iz taşıyormuş, kendisi kitabı için "hem en otobiyografik izler taşıyan hem de hiç taşımayan romanın" demiş. ama beni inandıramadı, Roland abimin kendisi olduğuna neredeyse eminim. kitabın sonunda da bahsi geçen piyano öğretmeninin hiç varolmadığını söylemiş, bana kalırsa varolduğunu bas bas bağırmış. kitabın sonlarına doğru yaşanan yüzleşme beni çok ağlattı, birbirleriyle derdi hiç bitmemiş biter gibi olduğunda bile bir şekilde gün yüzüne çıkmış iki insanın bir ömür aradan sonra eski yılları yâdetmesi ve yaşla gelen affetme duygusunu içimde çok hissettim. kimseye karşı kızgınlık duyamadım. kendi hayatımı uzun uzun gözden geçirme fırsatı buldum. bu yaşıma kadar aldığım en önemli kararların, dönüm noktalarımın bir bir üzerinden geçtim. okurken çok zorlandım ama iyi ki yarım bırakmamışım, kendime dönüp sorabileceğim bir yığın soru bıraktı bende. eleştirdiğim en önemli nokta merak unsurunun zayıf kalmasıydı. eğer zenginleştirilseydi muazzam bir şey ortaya çıkardı diye düşünüyorum. yine de
Edebiyat
DerslerIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2023217 okunma
7/10
·120 syf.··
2022 54. kitabı
Yılmaz Güney sinema tarihimizin en “farklı ve tartışmalı” isimlerinden biri. “Farklı ve tartışmalının” bileşenleri arasında devrimci sol örgütleri desteklemek ve militanları evinde himaye etmek, eşini araba ile ezmek, sette gerçek silah kullanmayı istemek, bu isteğini reddeden hâkimi öldürmek, cezaevinden 1 gün izinli çıkınca yurt dışına kaçmak ve nihayetinde ülkenin birlik ve beraberliğini bölücü propagandalar yapmak ve terörü desteklemek yer alıyor. “Baba” filminin senaryosu Bekir Yıldız’ın “Üç Yoldaş” öyküsünden esinlenerek yazılır. Almanya’ya işçi olarak kabul edilmeyince ailesinin refahı için işlemediği bir cinayeti kabul eden bir adamın hikâyesi anlatılır. Yılmaz Güney bu filmde senarist, başrol oyuncusu ve yönetmek olarak yer alır. Film 1972 yılında Adana 4. Altın Koza Film Festivalinde en iyi film, o sırada hapiste olan Yılmaz Güney ise en iyi erkek oyuncu ödülünü alır. Ancak bir gün sonra bu karar, bazı mecraların baskısı sonucunda jüri tarafından iptal edilerek ödül başka filmlere/kişilere verilir. Yeni ödülün sahibi olan Cüneyt Arkın bu ödülü almayı reddeder. Yılmaz Güney kimileri için kahraman ilan edilebilir ancak ömrünün sonlarına doğru daha açık bir şekilde ortaya çıkan terör yanlısı bölücü faaliyetlerinin üzerinde durmak gerekir. Çünkü terör sadece dağda çarpışmakla olmaz. Kalemiyle, filmiyle, yani sanatıyla da teröre destek verenlere terörist demek gerekir. Burada atlanan husus şu ki henüz bu faaliyetlerinin çoğunu yapmamışken ve filminde bunlara dair en ufak bir göndermede bulunmamışken Güney’in ödülünün alınması da doğru değildir. Bu konu tartışmaya son derece açık olup konuyu iyi değerlendirmek gerekir.
BabaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2020118 okunma
BABA İSHAK ve DEVLETİN KENDİ HALKIYLA SAVAŞMASIYLA İLGİLİ BİR İNCELEME
6/10
·462 syf.··
Beğendi
·
2022 38. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2022 09:10
Mustafa Yuka bu kitabında Selçuklular dönemi, 1240 yılında meydana gelen Türkmenlerin isyanını anlatıyor. Türk tarihinin en acımasız, en kanlı toplu katliamlarından biri olan bu kıyım “Babai İsyanları / Oğuzların İsyanı” diye de bilinir. Bu isyan sonucunda Selçukluların kendi halkıyla savaştığını gören ve bu açıktan faydalanan Moğollar 1243 Kösedağ galibiyetiyle bütün Anadolu’yu işgal edecek, Selçuklu sultan ve vezirlerini kendisi atayacak, bir Noyan'ın başkanlığındaki 300/700 kişilik Moğol askeri birliği ile 70 yıl boyunca Selçuklular ve Anadolu’ya tam olarak hakim olacaklar, Türkler'de köleliği tadacaktır. Ve bu kölelik Selçukluların yıkılışına kadar devam edecektir. İbn-i Haldun ‘bir kez köleliği tadan bir milletin kölelikten kurtulması imkansıza yakındır’ der ki, Osmanlı’nın son 100, Cumhuriyet'in ise son 70 yılında kölelikten de aşağı bir zillete düşmemizin temelinde köleliği tatmış olmamızın yattığını söylemek herhalde abartı olmasa gerek. SONUÇ OLARAK: Devlete karşı bir isyan varsa burada suçlu aranmaz. Suçlu elbette ülkeyi yönetenlerdir ve bunun istisnası da yoktur. Zira ‘pize yumruk sallanmaz’ diye bir deyim vardır. Ölüm dirim meselesi olmadan hiçbir halk,  kendi devletine karşı isyan etmez. Hele devletin kurucu unsuru olan Oğuzlar / Türkmenler isyan ediyorsa, yönetenlerin gelip onlardan özür dilemek dışında bir yetki ve salahiyeti yoktur, olamaz. Bu isyan ve katliamdan vezir Saadettin Köpek'in sorumlu tutulması da hedef saptırma maksatlı ve tamamen hanadanı temize çıkarma, kutsallaştırmakla ilgilidir. Konu çok önemli olmasına rağmen akademik kariyeri olan resmi tarihçilerimiz maalesef ya bu konuyu görmezden gelirler veya doğruları perdeleme yoluna giderler. Örneğin Osman Turan “Selçuklular Zamanında Türkiye” adlı eserinde konuyu enine boyuna işler
Baba İshak KefersudiMustafa Yuka · Fabulinus Yayınları · 201310 okunma
Reklam
Reklam