Kitapta Yılmaz Güney'in 'Baba' filminin senaryosu, filmin öyküsü, senaryonun ilk kısmının esin kaynağı Bekir Yıldız'ın 'Üç Yoldaş' isimli öyküsü ve gazete, dergi haberleri bulunmakta.
İlk bölümde Üç Yoldaş'ın Almanya' ya gitmek için Türkiye'den raporları olduğu halde, bir de Alman doktorun muayene etmesi gerekliliğini konu alan Bekir Yıldız öyküsü yer alıyor. Sonra da Yılmaz Güney'in 'Baba' isimli öyküsüne yer veriliyor. İkisi arasında kıyaslama yaparsam Yılmaz Güney'in kaleminin çok daha etkileyici ve güçlü olduğunu söyleyebilirim. Aynı oyunculuğu gibi...
Kitapta daha sonra öykünün film senaryosu yer alıyor. Ve son olarak da bazı gazete ve dergilerin kınama yazılarına yer verilmiş. Kınama sebebi ise Adana 4. Altın Koza birincilik ödülünün 29 Eylül 1972 tarihinde jüri kararı ile 'Baba' filmine ve en iyi erkek oyuncu ödülünün de Yılmaz Güney'e verilip, hemen ertesi gün 'ideolojik ögeler taşıyor' bahanesi ile geri alınması.
İşin ilginç yanı film sansür kurulundan geçmiş ve 1 yıldır tüm yurttaki sinemalarda gösterilmekte. Sansür kurulunun onay olayını, o yıllarda her filme uygulandığını, en ufak pürüzde izin verilmediğini Tarık Akan'ın 'Anne Kafamda Bir Var' kitabında okumuştum.
Sonuç olarak jüri, belediye başkanının ertesi sabah, erken saatlerde çağrısı üzerine yeniden toplanmış ve 1.lik ödülünün o sırada hapishanede bulunan Yılmaz Güney'den alınıp, Cüneyt Arkın ve filmi 'Karaoğlan' a verilmesi kararı almışlar. Ve yine kitaptaki Toplum dergisi yazısından öğrendiğim kadarıyla, büyük tereddütler geçiren ve sonuçta ödülü reddeden Cüney Arkın da dahil tüm gazeteci ve aydın camiası tepkisini göstermiş.
Yıllar önce filmi izlemiş hem çok beğenmiş, hem de içim parçalanmıştı. Şimdi de benzer duygularla okudum kitabı. Yılmaz Güney'in oyunculuğu ve yönetmenliğini ne kadar
Yılmaz Güney, Türkiye sinema oyuncusu, yönetmen, yazar.Gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Türk sinemasında çığır açan yapımlara imza atmıştır.
Fakirliği temel konu olarak ele alan ve duygusal bir tarza sahip bir kitap.
Almanya ya gidemeyen Cemal çoçukları,ana ve karısının geleceği için işlemediği bir suçu kabul ederek hapis yatar fakat yıllar sonra umduğu her şeyin tepetaklak olduğunu fark eden Baba yaptıkları ve başına gelenlere çözümün bireysel çabalarla olmayacağını anlatıyor bizlere
Kitabı okuduktan sonra filmi izlemem gerektiğini düşünüyorum
Kitap kaderin bizlere gösterdiği kötülükleri anlatmakta dır bu hayata hiç kimse için kendi zamanın dan hayatın dan gençliğinden ailenden vazgeçildiğinden olan olayları anlatan muhteşem bir kitap
Daha önce hiç Yılmaz Güney okumamıştım. Kitabın içinde başka eserden alınmış uyarlama hikaye, asıl hikaye ve senaryo bulunmakta. Konu klişe gelse bile Yılmaz Güney’in kalemiyle okumakta hiç zorlanmadan okudum hemen bitti. Hemen ardından filmi de izledim. 4. Altın Koza Film Festivali’nde ödül almış ancak siyasi sebeplerden (sebebi açıklanmasa da böyle tahmin ediliyor) ödül Yılmaz Güney’den ve Baba filminden geri alınmış. Sanatçıya ve sanata siyasi sebeple yapılan bir saygısızlık olarak görüyorum. Bu tarz olayların kültürümüzde de olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum. Her sanatın ve sanatçının hakkını alması dileğiyle.
BabaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2020118 okunma
Yılmaz Güney sinema tarihimizin en “farklı ve tartışmalı” isimlerinden biri. “Farklı ve tartışmalının” bileşenleri arasında devrimci sol örgütleri desteklemek ve militanları evinde himaye etmek, eşini araba ile ezmek, sette gerçek silah kullanmayı istemek, bu isteğini reddeden hâkimi öldürmek, cezaevinden 1 gün izinli çıkınca yurt dışına kaçmak ve nihayetinde ülkenin birlik ve beraberliğini bölücü propagandalar yapmak ve terörü desteklemek yer alıyor.
“Baba” filminin senaryosu Bekir Yıldız’ın “Üç Yoldaş” öyküsünden esinlenerek yazılır. Almanya’ya işçi olarak kabul edilmeyince ailesinin refahı için işlemediği bir cinayeti kabul eden bir adamın hikâyesi anlatılır. Yılmaz Güney bu filmde senarist, başrol oyuncusu ve yönetmek olarak yer alır. Film 1972 yılında Adana 4. Altın Koza Film Festivalinde en iyi film, o sırada hapiste olan Yılmaz Güney ise en iyi erkek oyuncu ödülünü alır. Ancak bir gün sonra bu karar, bazı mecraların baskısı sonucunda jüri tarafından iptal edilerek ödül başka filmlere/kişilere verilir. Yeni ödülün sahibi olan Cüneyt Arkın bu ödülü almayı reddeder.
Yılmaz Güney kimileri için kahraman ilan edilebilir ancak ömrünün sonlarına doğru daha açık bir şekilde ortaya çıkan terör yanlısı bölücü faaliyetlerinin üzerinde durmak gerekir. Çünkü terör sadece dağda çarpışmakla olmaz. Kalemiyle, filmiyle, yani sanatıyla da teröre destek verenlere terörist demek gerekir. Burada atlanan husus şu ki henüz bu faaliyetlerinin çoğunu yapmamışken ve filminde bunlara dair en ufak bir göndermede bulunmamışken Güney’in ödülünün alınması da doğru değildir. Bu konu tartışmaya son derece açık olup konuyu iyi değerlendirmek gerekir.
28 Eylül 1972 Perşembe,
Adana 4. Altın Koza Film Festivali’nde ‘Baba’ filmine en iyi film ödülünü ve hem senaristi hem de başrol oyuncusu olan Yılmaz Güney’e de en iyi erkek oyuncu ödülünü layık gören jüri, sadece bir gün sonra, karşılaştığı baskılar sonucu ‘ideolojik amaçlar güttüğü’ gerekçesiyle birinciliği ‘Karadoğan’ filmine, en iyi erkek oyuncu ödülünü ise Cüneyt Arkın’a layık görmüş fakat Cüneyt Arkın ödülü reddetmiş!
.
Okuduğum ikinci Yılmaz Güney kitabı, birçok kişinin izlediği ama benim izlemediğim ‘Baba’ filminin senaryosu. Tabii ki başlangıçta bahsettiğim olaylar ve sonuçları da kaleme alınmış. Meyve veren ağacın her dönemde taşlandığını biliyoruz hepimiz ama filmle ilgili olaylar 70li yılların başında geçtiğine göre o dönemde sanata daha büyük önem verildiğini bu kadar iyi bilmiyordum.
Rahmetli Bülent Ecevit öyle güzel demiş ki bu durumla alakalı;
‘Dikta rejimini baskı yapanlar değil, baskıya boyun eğenler getirir.’
.
Konusunu belki birçok kimse biliyordur ama kısaca, zengin bir beyin hizmetine bakan aile. Yoksul evin babası da herkes gibi Almanya’ya gidip çocuklarının istediklerini alabilmek, ailesine rahatça bakabilmek istiyor ama işler planladığı gibi gitmiyor tabii. Hikaye olarak çok kısa, duygu olarak çok yoğun, çok kıymetli bir eser.
‘Çocuklarıma, onlara bakacaksınız değil mi?’ diye soran babanın çaresizliği içimi ezdi, ezdi!
.
İyi ki okudum, iyi ki! Oturup saatlerce anlatmak istiyorum okuduğumu. Umarım merak eden herkes bu ‘Değerli’ eseri (kitap ya da film) sever.
Bence Yılmaz Güney iyi ki var olmuş.
BabaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2020118 okunma
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.
Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.
1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.
Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.
Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.