Buzdolabının kapısını açarken, “Zavallı!” diyor. Emir yine havaya öksüz yetim bir kelime bıraktı. Benim de kelimenin sahibini bulmam gerek. İçimden zavallı annem, zavallı Emir, zavallı babam diyorum. Kelimeyi bir gömlekmiş gibi herkesin üstünde deniyorum. Gömleğin kime daha çok yakıştığını düşünüyorum.
Birdenbire meraklanıyorum: "Ya kelime bana aitse?"
PiŞÇİK
Yüksek tansiyon var bende, bu yüzden iki kalp krizi geçirdim; dans etmem kolay değil, fakat derler ya hani, sürüye düştün mü ister havla, ister havlama, ama mutlaka kuyruk salla. Zaten bir at gibi sağlıklıyımdır. Müteveffa babam -mekanı cennet olsun, çok şakacıydı- bir gün kökenimiz konusunda konuşurken, Caligula'nın senatoda bindiği atın, biz Simeonov-Pişçiklerin en eski atası olduğunu söylemişti...
Onu çeken, insanların mutsuzlukları içindeki halleriydi, insanların kendileri değildi, mutluluklarıydı ve insanın olduğu her yerde buna rastlıyordu, diye düşündüm, insankolikti o, çünkü mutsuzluk özlemi çekiyordu.
İnsan mutsuzluktur, dedi hep, diye düşündüm, yalnızca budala olan bunun aksini savunur.
Doğmak mutsuzluktur, dedi, yaşadığımız sürece de bu mutsuzluğu sürdürürüz, bir tek ölüm kesip atar bunu. Bu, hep mutsuzuz demek değildir, mutsuzluk yoluyla mutlu olabiliriz, dedi, diye düşündüm. Annemle babam bana mutsuzluk dışında hiçbir sey göstermediler, gerçek bu, dedi, diye düşündum
Annemin büyüdüğüm zaman beni seveceğine inanıyorum hep, tıpkı şimdi Edvin'i sevdiği gibi. Çünkü çocukluğum onu da beni sinirlendirdiği kadar çok sinirlendiriyor ve yalnızca birden onu unutuverdiğinde beraber mutlu oluyoruz. O zaman benimle arkadaşlarıyla veya Rosalia teyzeyle konuştuğu gibi konuşuyor, ben de hâlâ çocuk olduğum aniden aklına gelmesin diye, cevaplarımı kısa tutuyorum. Elini bırakıp, aramıza biraz mesafe koyuyorum ki çocukluğumun kokusunu duymasın. (…) Bana öyle geliyor ki bir zamanlar, annem mutlu ve şimdikinden farklı birisiydi fakat Ditlev'le karşılaşmasıyla, bütün bunlar bir anda sona erdi. Ondan bahsettiği zaman, sanki babam değil de güzel, aydınlık ve neşe dolu olan her şeyi ezip, mahveden karanlık bir ruh. Ve keşke bu Ditlev denen adam hayatına hiç girmeseydi, diye düşünüyorum. Genellikle, babamın ismini anmasıyla çocukluğumun farkına varması bir oluyor. Kızgın ve tehdit edercesine çocukluğuma bakarken, göz bebeğinin etrafındaki koyu halka daha da kararıyor. Çocukluk, korkudan titreyerek, ümitsizce, parmak uçlarına basarak kaçmaya çalışsa da, henüz çok küçük, ancak seneler sonra ıskartaya çıkarılabilir.