Albert Camus – Yabancı Yabancı
Okuduğum kitaplar arasında en akıcı ve en sade anlatıma sahip eserlerden biri olabilir. Betimleme yaparken fanteziye kaçıp zihinde hiçbir referans noktası oluşturmayan, okuru boğan romanlardan çok farklı. Her sahne bir film gibi gözünüzde net bir şekilde canlanıyor.
Roman hızlı akmaya devam ediyor ve Meursault’nun her konudaki umarsızlığı giderek garip bir hâl almaya başlıyor. Bu yılgınlık ve umursamazlığın sebebi ne olabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Öyle bir kayıtsızlık ki, insanı katil edecek cinsten. Gerçekten de Meursault, hiç alakası olmadığı bir durumda, son derece saçma bir şekilde katil oluyor; hem de sakin bir anda, fevrileşmeden, nabzı yükselmeden.
Mahkemede de bir an söylediği gibi, sanki ne yapıyorsa sıcaktan yapıyordu. Adamın sıcakla ayrı bir derdi var gibiydi; sürekli terlemekten ve bunalmaktan söz ediliyordu. Bu aşırı kayıtsızlık ve tembellik hâli onu idama kadar sürüklüyor.
Açıkçası kitap biraz yarım kalmış hissi veriyor. Temyiz sonucu gelmedi ama olumsuz olacağı varsayıldı sanki. Mahkeme boyunca insan onun bir şekilde savunulmasını, işin içinden sıyrılmasını istiyor; ama bir yandan da elini kana bulamış biri sonuçta.
Belki de bu durum, öldürdüğü kişiden sürekli “Arap” diye bahsetmesinden kaynaklanıyordu. Çok değersiz birini öldürmüş gibi bir anlatım vardı. Hayatla olan tüm ruhsal bağlarını yitirmiş, değer verdiği insanlara bile değer vermeyen biri profili çiziliyordu.
Bu durum bir yaratılış meselesinden çok, ağır bir depresyon izlenimi de veriyordu. Bu umarsızlığının sebebini öğrenmeyi bekledim. Ayrıca lokantada karşılaştığı ve sonrasında mahkeme salonunda ona dik dik bakan kadının kim olduğunu da merak ettim. Zihnimde, öldürdüğü Arap’ın bir yakını olarak canlandı açıkçası.
Yaşlı Adam ve Deniz Ernest Hemingway- Yaşlı Adam ve Deniz
İkili diyaloglar ile başlayan kitap başlangıçta orta halli bir hava veriyor.. kitaptan sıkılmadım fakat çok da gönüllü hissetmedim.. Çocuk ve ihtiyar arasındaki bazı diyaloglar biraz havada kalıyor ve bazı sözleri kimin söylediğini anlamakta güçlük çekiyorum.. Balıkçı terimleri de biraz fazla aslında yayınevi kaynaklı bazı rahatsızlıklarım var hikaye ile ilgili değil.. Yarısını henüz bitirmişken kitaba çok da haksızlık etmemem gerektiği hissine kapıldım. Uyumam gerektiği için elimden zar zor bıraktım.. Tıpkı yaşlı adamın teknesini çeken balık gibi kitap da bizi çekip duruyor sona doğru.. İhtiyar adam yalnızlığın dibindeki belirsizliğe doğru dev balık tarafından sürükleniyor.. Yine de gerçekçi bir inatçılıkla misinasına asılmaya devam ediyor.. Tüm olasılıkları düşünmeye çalışıp korkmamaya çalışıyor.. Ama çok çok korktuğu bayağı belli.. Balığı bırakamaz tutunduğu o balık değil aslında hayat.. Büyük ihtimallede bu onun sonu olacak diye düşünüyordum.. Fakat öyle olmadı.. Gerçekten gücünün son raddesine kadar çabaladığı anlaşılan ihtiyar.. 5 metrelik köpekbalığını altetti.. Ancak diğer köpekbalıkları ona bu zaferin keyfini bırakmadılar.. Birçok konuda hazırlıksızdı.. En büyük eksikliği de yalnız olmaktı.. Hırsı hayatına mal oluyordu neredeyse.. Denizcilikten anlayan biri daha net canlandırabilir belki zihninde sahneleri.. Benim gibileri için ise birkaç resimli çizim eklense fena olmazdı.. Hayatta her şeyini yitirmiş, yalnızca birkaç yeteneğinden ufak tefek hatıraları kalmış bir ihtiyar için küçük bir çocuğun varlığının bile ne kadar önemli olduğunu açıkça görebiliyoruz..