Ritim
Dolto için ritim, yalnızca müzikal ya da bedensel bir organizasyon değildir; öznenin en arkaik bedensel hafızasına dokunan bir yapıdır. İnsan, daha doğmadan önce ritim içindedir: annenin kalp atışı, nefesin devinimi, yürüyüşün salınımı ve seslerin titreşimi. Bu ilk ritmik çevre, bedenin kuruluşunda silinmez bir iz bırakır. Dolto tam da bu yüzden, insan memelisinin bütün organik canlılığının tamtamlar ve vurmalı müzikte “arkaik bir dilsel biçim” altında yeniden ortaya çıktığını söyler. Ona göre Afrikalılar ve Kızılderililer, davulların vuruşları eşliğinde saatlerce dans edip şarkı söylerken yorulmazlar; çünkü burada beden artık enerji harcayan bir organizma değil, ritmin taşıdığı bir beden olarak işler. Sanki zaman ve mekanın dışına çıkmış, yeniden in uterodaki (rahimdeki) süreklilik haline dönmüş gibidirler. Dolto’nun burada işaret ettiği şey biyolojik dayanıklılık değil, ritmin bedeni taşıma kapasitesidir. Dans ve özellikle vurmalı ritimler, özneyi bu arkaik bedensel matrise yeniden bağlar. Bu bağlanma, bedeni parçalı dürtülerin dağınık akışından geçici olarak kurtarır ve ona bir birlik verir. Lacancı bir okumada ritim, kapitone noktası (point de capiton) işlevi görür: jouissance’ın dağınık, çözülmüş akışını geçici olarak düğümler ve bedene bir tutarlılık kazandırır. Bu anlamda dans, özneyi düşünceden önce gelen bedensel bir zamana geri götürür; dilin henüz bedeni kesip bölmediği, canlılığın kesintisiz bir şimdi içinde aktığı o ilksel ritmik alana. _*«Je pense que toute cette vitalité organique du mammifère humain se retrouve sous forme langagière archaïque dans les tam-tams et la musique de percussion. Les Africains et les Indiens dansent et chantent au martèlement des tambours pendant des heures et des heures, sans se fatiguer apparemment, comme hors du
Tüm bu çabaların altında, tüm bu sinirlerin altında, sadece sevilmek isteyen bir çocuk vardı.
Reklam
Buddha Felsefesi
Budizm'in kurucusu kabul edilen Buda, insan yaşamının tamamen acı ve sıkıntılarla dolu olduğunu düşünmüştür. İnsanı mutsuzlaştıran bu acı ve sıkıntıların kaynağının ise cehalet ve arzular olduğunu ifade etmiştir. Ona göre insan, doğrusal değil, döngüsel bir zaman ve mekân içinde yaşar. Bu nedenle insanın içinde bulunduğu durumun sonu yoktur. Cehalet ve arzular, insanı sonu gelmez bir çıkmazın içine düşürür ve Samsara'ya, yani doğum-ölüm döngüsüne hapseder. Kişi, eğer Samsara'dan kurtulmak istiyorsa arzularını ve cehaletini yenmek zorundadır.
Budizm
Gün gelir en çok kavga ettiğiniz kişiyle yolları ayırırken ona yardım ederken bulursunuz kendinizi. O sizi sevmezdi sizde onu ama siz yardım edersiniz o teşekkür eder. Belki zor da olsa anlar sizin hiçbir zaman kötü olmayıp aslında hep iyi niyetle yaklaştığınızı. Şimdi yollar ayrılmışken mutlusundur evet öyle böyle derken geçti onla zaman. Öğrendiğim şu ki; Ne olursa olsun siz iyi olmaktan vazgeçmeyin. Er yada geç anlarlar sizin öneminizi...
1000Kitap
sonunda teşhis koymak istemiyorum diye diye her uyum sorununu hayatımdan bir kişiyle bağdaştırır oldum mesela arkadaşımın kardeşinde kesinlikle tepkisel bağlanma bozukluğu var, ben bebekken infantil koliktim, 32 yaşındaki arkadaşımın stresle başa çıkmada ciddi problemleri olduğu için bdt'ye ihtiyacı var falan filan
Beni annem bir kez doğurdu ben kendimi kaç kez doğurdum hatırlamıyorum.
Alıntı
Reklam
Reklam