Çəhrayı eynəyin digər üzü: narahat edici amma gerçək.
Puan vermedi·360 syf.·
2026 5. kitabı
Din, seks, cinayət, narkotik, şiddət... Bu kitabda hər şey var. "Hər şey” olsa da, mənim üçün ən çox hiss olunan şey “azlıq” idi. İnsanlıqdan az, mərhəmətdən az, ədalətdən az, dinin öz mahiyyətindən az… Sanki hər şeyin içi boşalmış, yalnız sərt forması qalmışdı. Hakan Günday bu “azlığı” sadəcə ad olaraq yox, hiss olaraq da oxucuya ötürür. İnsan münasibətlərində istilik azdır, seçim azdır, azadlıq azdır. Hətta elə bir nöqtəyə gəlir ki, insanın özü belə azalır  içində daşıdığı duyğular, inamlar və ümidlər yavaş-yavaş sönür. Bəlkə də romanın ən ağır tərəfi budur: hər şey mövcuddur, amma heç nə yetərli deyil. Hər şey var, amma heç nə tam deyil. Hakan Günday bu romanında bizi zorla cəmiyyətin görmək istəmədiyi yerlərə aparır. Təriqətlər, məcburi evliliklər, qadına qarşı zorakılıq, narkotik və cinayət romanın görünən tərəfidir. Əslində isə müəllif daha dərin bir sual verir: İnsan həyatı başqalarının qərarları ilə nə qədər məhv edilə bilər? Roman iki uşağın taleyini göstərir. Uşaqlıqdan yetkinliyə qədər şiddətin, ağrının və təkliyin içində böyüyən iki insanın hekayəsi… və bu hekayə onların cəmi on bir yaşında ikən başlayır. Dərdâ - uşaqlığı əlindən alınmış, həyatı başqalarının qərarları ilə yazılmış bir qız. Dərda - sevgi və qayğının yoxluğunda, həyatın sərtliyində formalaşan bir oğlan. Mən sadəcə Dərdânın hekayəsi yazacağam. Onun hələ uşaq yaşında evləndirilməsi, həyatının başqaları tərəfindən müəyyənləşdirilməsi və illərlə azadlıqdan məhrum qalması sadəcə bir obrazın taleyi deyil. Bu, minlərlə insanın yaşadığı, lakin çox vaxt görünməyən bir faciənin təsviridir. Roman boyunca din adı altında edilən saxtakarlıqlar və zorakılıqlar da hər zamankı kimi göz önündədir. Hakan Günday inancın özünü deyil, inancın arxasına gizlənərək insanlara hökm edən sistemi tənqid edir. Bu
Duygu ve Düşünce
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 45. kitabı
Alex Schulman’ın 17 Haziran romanı, insanın geçmişiyle ve çocukluk travmalarıyla yüzleşmesini anlatan etkileyici bir psikolojik eser. Hikayenin merkezinde, okulda kavga eden iki öğrenciyi ayırırken fazla şiddet gösterdiği gerekçesiyle veli tarafından şikayet edilen ve açığa alınan tarih öğretmeni Vidar yer alır. Vidar, eski eşyaların olduğu bir kolide ailesinin 1980'lerdeki yazlık evine ait bir telefon numarası bulur. Numarayı çevirdiğinde ise hattın ucunda geçmişten bir ses yankılanır: Uzun zaman önce ölen babası. Çok geçmeden her aradığında hep aynı günü aradığını anlar:17 Haziran. O gün bir şeyler olmuştur. Ama bunu kesinlikle hatırlamaz. Ya da yaşadığı bir travma onu derinlere gömmüştür. Okulda yaşadığı olay ile o gün yaşadığı olay bir noktada birleşir. Telefona bazen babası,bazen annesi,bazen de kız kardeşi Tora,bazen de sekiz yaşındaki kendi çocukluğu çıkar. Onu gelecekle ilgili yüreklendirir. Psikolojik yönü güçlü sürükleyici bir roman bu. Hem fantastik hem gerçekçi bir roman aynı zamanda. Bu kitabın Metzger'in Orpheus 'una benzediği yönünde eleştiriler olmuş. Ben her iki kitabı da okudum. Evet . Her ikisinde de telefon aracılığıyla geçmişle konuşma olayı var ama sebepler ve sonuçlar tamamen farklı. Dili ve anlatımları tamamen farklı. Biri daha gerçekçi diğeri daha şiirsel. Biri mitolojik hikayelerden yola çıkarak yazılmış. Diğeri tek bir güne bağlı. Biri sadece babasıyla konuşurken diğeri tüm aile ilgili konuşur. Birinde amaç babayı tanımak iken diğerinde çocukluk travmasını çözme niyeti vardır. Yani çıkış fikri benzese de tamamen farklı romanlar. İkisi karşılaştırmalı olarak okunabilir. Hangisini daha çok sevdin diye sorarsanız,cevabım 17 Haziran olur.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,222 okunma
Reklam
“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
7/10
·208 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 10:53
ölüm, hafıza, aile bağları ve yas üzerine... Kitap, yazarın kendi babasının ölümünden yola çıkarak kaleme aldığı otobiyografik izler taşımaktadır. Bu yönüyle yalnızca bir kurgu eser değil, aynı zamanda bir oğlun babasına vedasının ve onu hatırlama çabasının yazınsal bir kaydı diyebiliriz. Romanın merkezinde, uzun bir hastalık sürecinin ardından ölüme yaklaşan bir baba ve onun yanında bulunan oğul yer alır. hikâye, kronolojik bir şekilde anlatmak yerine anılar, çağrışımlar ve geçmişten gelen sahneler aracılığıyla kurar. Bir hastane odasında başlayan anlatım, bir anda çocukluk yıllarına, aile sohbetlerine, bahçede geçirilen günlere ve geçmişin sıcak hatıralarına uzanır. Çünkü yas, doğrusal ilerleyen bir duygu değildir; insan zihni kayıpla karşılaştığında sürekli geçmişe döner, anılar arasında dolaşır ve kaybettiği kişiyi yeniden kurmaya çalışır. gerçekten de hayatta öyledir. bir kayıp olduğunda mutlaka bir arada geçirilen anılar daha dünmüş gibi hortlar ve insanda hüznü ,tebessümü ve sonunda ise yakıcı özlemi ile bizi başbaşa bırakır. Kitap boyunca baba figürü sessiz, çalışkan ve toprağa bağlı bir insan olarak karşımıza çıkar. O, hayatını bahçesine adamış, sevgisini çoğu zaman sözlerle değil emeğiyle göstermiş bir adamdır. Baba artık hayatta değildir; ancak yetiştirdiği ağaçlarda, dokunduğu toprakta ve oğlunun hafızasında yaşamaya devam etmektedir. Bahçe burada yalnızca fiziksel bir mekân değil, yaşamın ve ölümün döngüsünü temsil eder. Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, yazarın kendi hayatıyla kurduğu derin bağdır. Gospodinov, babasının kaybını anlatırken yalnızca bir aile ferdinin ölümünü değil, aynı zamanda kendi çocukluğunun, geçmişinin ve kimliğinin bir parçasının da yitip gidişini sorgular. Çünkü bir ebeveyni kaybetmek, insanı çocukluğuna bağlayan en
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
7/10
·226 syf.··
2026 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:47
Eserimiz; tarihi olayları, aşkı, entrikayı ve insanın hedeflerine ulaşma mücadelesini etkileyici bir şekilde bir araya getiren bir romandır. İnsanın hayallerine ulaşma konusundaki kararlılığını, sevginin gücünü ve adalet arayışını etkileyici bir şekilde anlatan romanda baş karakter Cornelius’un hayaline tutku ile bağlı olması bizi etkileyen önemli bir detay olarak yer almaktadır..
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Körlerin en kötüsü artık görmek istemeyen kördür.
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 03:38
Kötü olan gözlerin körleşmesi değil, kalplerin körleşmesi ve körlük bakmak ile görmek arasındadır. Daha da kötü olan gözler gördüğü halde kalplerin birbirini görmemesidir. Fiili olmasa da, ruhen veya kalben -ki kalp dediğimiz de aslında yine beynin düşünce, sezgi, süzgeç kabul veya ret süreçleridir- kör olduğumuz ya da kör olmayı seçtiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Toplu olarak yaşamamızın sonucu olarak uymamız gereken kurallar, içinde bulunduğumuz koşullara uyum sağlamamız, kendimizi tekten ziyade çok olarak düşünmemiz sadece duyu organlarımıza mı bağlı? Bunlardan birini kaybedince biz biz olmaktan çıkıyor muyuz? Bide olanı yanımızdakinde yoksa onunla paylaşmayı mı seçiyoruz? Yıllar ilerleyip çağ atladıkça sağ duyumuzu daha mı çok kaybediyoruz? Oysa ki bir kişi düşündüğümüzün aksine dünyayı değiştirebilir. Kelebek etkisi misali.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Yolculuklar Arasında Bir Hayat
8/10
·114 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:49
Uzun Hikâye , okurken beni hem duygulandıran hem de düşündüren eserlerden biri diyebilirim. Mustafa Kutlu, sade ama etkileyici anlatımıyla bir ailenin hayat mücadelesini ve insanların değişen yaşamlar karşısındaki duruşunu başarılı bir şekilde aktarıyor. Kitabı okurken kendimi zaman zaman bir tren yolculuğundaymış gibi, hem de her durakta farklı insanları, farklı hikâyeler içindeymiş gibi hissettim. Romanın merkezinde yer alan Bulgaryalı Ali ve Münire'nin hikâyesi, sevginin ve sadakatin hayatın tüm zorluklarına rağmen nasıl ayakta kalabileceğini gösteriyor. Sürekli bir yerden başka bir yere taşınmaları, ekonomik sıkıntılarla mücadele etmeleri ve buna rağmen umutlarını kaybetmemeleri beni etkiledi. Özellikle aile bağlarının ve insanın sahip olduğu değerlere bağlı kalmasının önemi roman boyunca güçlü bir şekilde hissediliyor. Bence Uzun Hikâye, insan ilişkilerini, aile bağlarını ve hayatın içindeki küçük ama değerli ayrıntıları anlatan etkileyici bir eser. Hem duygusal hem de düşündürücü bir roman okumak isteyen herkesin şans vermesi gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Temaları: Aşk ve sadakat Aile bağları Göç ve yolculuk Umut Hayat mücadelesi Özgürlük Dürüstlük ve ahlak
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Reklam
Reklam