Aciz kaldım zâlim nefsin elinden,
Şol dünyanın lezzetine doyamaz,
Eğnine almıştır gaflet gömleğin,
Ömrün gelip geçtiğini bilemez.
İlâhi gaflet gömleğini giyene,
Müslüman dermisin nefse uyana,
Kazanıp kazanıp verir ziyana,
Hak yolunda bir pula kıyamaz.
Sağlığında âyet hadis nesine,
Son deminde muhtaç olur sesine
İletip koyacaklar makberesine,
Oğlum kızım malım kaldı diyemez.
İlâhi miskince âdem oğlanı,
Varıp tutmaz bir Mürşidin elini,
Helal haram kazandığı malını,
Ele nasib eder kendi yiyemez.
İlâhi gafletten uyar gözümü,
Dergâhında kara etme yüzümü,
Yûnus eydür gelin tutun sözümü,
Dünya seven ahireti bulamaz.
Bağırmak istiyordu bazen, "Üzülecekseniz üzülün doğru dürüst kızacaksanız kızın!" Bunu yapmıyorsa derdini anlamayacaklarını bildiği için yapmıyordu. Ne zordu umurunda olmadığını anlatmak onlara. Her şey bu kadar mı ters anlaşılırdı! Umurumda değil sözünü nasıl oluyorda umurumda diye anlıyorlardı.
Çıldıracak gibi oluyordu her seferinde. Yok yok, kesin başka türlü çalışıyordu bu büyüklerin kafası
Gizemli, karanlık ve beklenmedik ıssızlık bana iyi gelmişti; adımlarımı yavaşlattım, biri diğerine benzemeyen dar sokakları birer birer inceledim. Sokaklardan kimi sakindi, kimi insanı çekiyordu ama hepsi karanlıktı ve hepsinden kısık müzik ve insan sesleri geliyordu. Görünmez bir yerden tonozların bağrından esrarengiz bir şekilde kabarıp yükseliyordu sesler, öyle ki yer altındaki kaynağın yerini anlamak olanaksızdı. Çünkü hepsi kendi içlerine kapanmıştı ve kırmızı ya da sarı bir ışıkla göz kırpıyordu yalnızca.