“Ben bütün oyunların, çocuklukla birlikte sona ereceğini bilseydim, muhakkak oynardım işte: Haini oynardım, korkağı oynardım, fakat oynardım; kimse beni sahneden çıkaramazdı. Büyüyünce bu rolleri oynamak pek hoş olmuyordu.”
“Onlarla kafamda konuşuyorum albayım; fakat gene söz dinletemiyorum. Hayallerimde bile yenik düşüyorum. Günlük dertlerin dışında hiç bir yakınmaya kulak vermiyorlar. Kafamda yarattığım kahramanlar bile bana karşı çıkıyor.”
“En çok on iki kadına âşık olurum, iki kere ev değiştiririm, tanıdıklarımın sayısını on altı ile sınırlarım, günde en çok dört kere bir şeyler yerim, on bir çeşit yiyecek ve yetmiş iki kalem eşyadan fazla bir şey bulundurmam evde, bir günde kaç dakika olduğu ve mevsimlerin adlarıyla sayıları zaten belli, zaman üzerinde bir hükmünün olmadığını biliyorum, şehir haritasında gideceğim yerleri işaret ederim (bu büyük şehirde hiç girmediğim sokak yok mu sanki?)”
“İngilizler her yerden çıkarlar albayım, her yerde bulunurlar. Olayların dengesini sağlamak için muhakkak bulunurlar. Her şeyi onlara danışmak gerekir.”