Buralarda aşkından ölen insanlara gıcık oluyorum. Hem duvarda geberiyorlar özlemden hem de mesaj atıyorlar; bir fingirdeklikler, bir şeyler... Madem çok aşıksın, git kime aşıksan o yolda çabala ya da unut, yoluna bak. Salak salak dramatik tavırlar... Ulan, insan bu kadar boş olur mu be?
Türk Edebiyatının Ayrılık Dizeleri
Beni kor kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın. Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın Ümit Yaşar Oğuzcan Serdengeçti artık bitti. Bu ayrılık cana yetti O bir kuştu, uçtu gitti. Gelsen de bir gelmesen de. Serdengeçti Gurbet ili bizim için yapmışlar Çatısını çok muntazam çatmışlar Ölüm ile ayrılığı tartmışlar Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık Karacaoğlan Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git! Faruk Nafiz Çamlıbel Ey hilal-ebrû gam-ı hecr ile hâk itdün beni Âşık-ı divane idüp sine-çak itdün beni Bir bakımda mübtela-yi ışk-ı pâk itdün beni Kanuma girdün be-hey zâlim helâk itdün beni Taşlıcalı Yahya Bir aşk daha yazılırken Gözyaşımın tuzlu hanesine
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben de pek sevmem ama hayat işte...
Ben vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam. Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde. Bi de bir hikaye bırakır ki geride, noksanlığın daniskası içinde. Ölse, öldü dersin, ama ölmez onlar. Ölmesinler de. Ölürlerse bi kere daha üzülürüm. Çünkü koklayamazlar bir daha çiçek. Yazık olur. Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insanlar yok ki albayım. Ben, bi şey yapmadım. Şimdi diyeceksin, yapmadın tabi ulan gül cemaline mi gelsinler, sanki cemalim çok gül de. Ne yapmalıydım albayım. Sevgi, yetmiyormuş her şeye. Hikmet'le çok konuştuk. Bilge'ydi, Sevgi'ydi çok anlattı bana da, tek sen misin sanki albayım iki kelam edilecek. Çok ileri gittim albayım, affet beni. Hikmet'e benziyorum gittikçe, ruhu şad olsun. Sevgi’yi her anlatışında Hikmet, sevgilerimi düşündüm albayım. -Düşün düşün bi bok olduğu yok bırak gitsin. Sağ ol, teşekkürler.- Sevgiler, peyda olacak enkazlardan kurtulmak için mi var, yoksa enkazın müsebbibi mi onlar, tavuk mu yumurtadan çıktı yumurta mı tavuktan albayım. Konumuza dönecek olursak albayım, konunun ne kadar sıradan olduğunu görürüz. Bi Umut Sarıkaya var albayım, hepimiz aynı insanız ve o kadar çoğuz ki diyor. Konu sıradan olduğu için bu kadar konuşuyoruz. Hepimiz aynı insanız ve aynı şeyi yaşıyoruz. Belki de sıradan olmasına rağmen bu kadar acıtmasına içerliyoruz, bi de olağanüstü bi olay olsa, sıçtın diyor beynimiz. Beynimizin işi gücü yok bize laf yetiştiriyor albayım. Hayallerden uyandırıyor. Gerçekler var! Başkalarının uygulamaya çalıştığı tatsız ölçütler, gerçekler... Gerçekle her karşı karşıya gelişimde, onu ilk defa görmüş gibi yapıyorum albayım, tanımazlıktan geliyorum. Tanımamazlıktan gelirsem tanırım çünkü. Bugün yakama yapıştı, gerizekalı dedi, anla artık.
Hayata Dair
Bazı insanlar yanlış zamanlarda yanlış kitapları okurlar. Böyle insanları bir yapboza benzetirseniz eğer bir sürü farklı yapbozu alıp bir bütün haline getiremeyip birbirini üzerine bindirerek tepeleme bir yüzey oluşturduğunu görebilirsiniz. Dolayısıyla ne bir şekile ne de bir görsele benzer oluşan bu şey. Eğer yeterince enayi tanıyorsanız bu kabızlık boka benzeyen yapboz kişisini birilerine modern sanat diye satabilirsiniz. Şu yapbozun birleşemediği noktalara bak! Kırılan çıkıntılarına bak! Başka hiçbir yapboz bu yapboz gibi değildir. O sebeple bu yapboz çok özel bir yapboz. Neden bu yapboza bir şans vermiyorsun? Bir siktir git. Doğru zaman diye bir şeyi beklemek saçma. Hani bazen gerekli olabilir de bunu homojen bir şekilde beklemek saçma. Başta doğru zaman yanlış kitap falan dedim de götümden salladım, hatta yazarken içimden kıs kıs gülen o ses ne diyon yarrağım kıkırdayışı saldı, maksat gevezelik. İnsanlar nasıl heba olurlar? Doğru zaman, doğru insan doğru his, doğru amaç bekleyişiyle. Doğru. Doğru Doğru. Doğru nedir? Ananın amı. Aslında öyle olabilir mi gerçekten? Yani bu her şeye sinmiş ''doğruluk'' bekleyişi biraz da anne rahmine dönüş isteğine benzemiyor mu? Yani şu doğruluk bekleyişindeki heterojen durumları daha da açıp parçalamak istiyorum da yapmayacağım. Canım kahve istiyor. Kahve yapacağım ve de yıldızların altında kitap okuyacağım. Beni gıcık eden bir şey var. Okuyacam, okuyacağım. Bu cağımlar... Cağım. CAĞIM. cağım.lağım.yarrağım. Niye böyle küfürbaz oldum ya... Ama şöyle ki ben nerede küfür edeceğini seçebilen bir insanım. Ayarlıyorum yani. Kendi zihin akışlarımı da zorba kurallara bağlayacak değilim herhalde. O kadar da olsun. Aslında küfür konusu da araştırılabilir.
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
KelebeğinGünlüğü25
Yine sessiz kimsesiz bir gece... Her şey yolunda gidiyor gibi görünürken nasıl da gelip tam kalbimin üstüne oturuyor bu his. Aptal aptal şeylere kırılmayı bırak İrem. Gerçekten bırak. İnsanlar fark etmiyor bile bazen, sen içinde yüz kere kurup yüz kere dağıtıyorsun. Hevesimin kırılma süresi üç salise falan. Bir şeyi çok iste çok heyecanlan hayalini kur... Sonra küçücük bir şey olsun ve bütün ışığın sönsün. Böyle yaşanır mı ya? Bipolar mısın kızım, nesin? Bir an dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsun, bir an sonra tavana bakıp neden yine böyle oldum? diye düşünüyorsun. Sonra konuş. Durmadan konuş. Aklına gelen her şeyi söyle. Dilinin kemiği yok zaten. O an içinden ne geçiyorsa dökülüyor ağzından. Sonra gece olunca dönüp tek tek hatırla söylediklerini. "Keşke bunu demeseydim. Keşke şunu anlatmasaydım. Keşke biraz susabilseydim." diye kendini yiyip bitir. İnsanları sıkıyormuşsun gibi hisset. Yük oluyormuşsun gibi hisset. Sen anca ağla. Güçlü olmaya çalış, sonra gece olunca sessiz sessiz ağla. Kimse görmesin diye yastığa dön yüzünü. Gözyaşını silecek biri var mı? Telefonu eline alıyorsun, yazacak kimse bulamıyorsun. Yazsan ne diyeceksin zaten? "Canım acıyor." mu? Sebebini bile bilmediğin bir acıyı nasıl anlatacaksın? Aptal kelebek işte. Yarın güzel bir gün olacak demişler, inanmış. Bu sefer farklı olacak demişler, inanmış. İnsanlar kalacak demişler, inanmış. Kendi kendine umut vermiş durmuş. Sonra da her kırıldığında şaşırmış. Sanki ilk kez oluyormuş gibi. Baya iyisin var ya. Hı hı, kesin. Psikolojin falan da taş gibi. Gece üçte kendi kendine hesaplaşmalar yapman, durduk yere gözlerinin dolması, en küçük şeyleri günlerce düşünmen tamamen sağlıklı davranışlar zaten. Böyle devam et sen. Git sabahla şimdi. Zaten uyusan ne olacak? Düşünmekten yorulmuş beynini biraz daha