Musa Eroğlu şarkı sözleri
Kurumuş Toprak Gibiyim
Zamansız Yağmur Beklerim
Dağlar Girdi Aramıza
Taş Çürüsün Yol Utansın
Diken Sardı Ellerimi
Naz Etmesin Gül Utansın
Ben Ayrılık İstemedim
Sebep Olanlar Utansın
Ülker Vurdu Yaprağıma
Mevsim Dursun Güz Utansın
Çürümüş Yaprak Gibiyim
Şu kevn ü mekanı tutmuş ışığın
Nöbetin bekleyin alır keşiğin
Beklemeli bir sultanın eşiğin
Günde yüz bin kere yüzler sürmeli
Açtırdım kapıyı girdim içeri
Aklımı başımdan aldı o peri
Dedim sende buldum halis gevheri
Dedi yok yok bir mihenge sürmeli
Seher vakti çaldım yarin kapısını
Baktım yarin kapıları sürmeli
Hoş bulmadım otağının yapısını
Çıkageldi bir gözleri sürmeli
Kalbimize ismini kazıdıklarımız var...
Ahirette buluşmak istediklerimiz var Allahım...
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı birikmiş özlem ve hasretlerimiz var...
Mezarının başında konuşup yanıt alamadığımız,
Kalbimizin çığlık çığlığa ağladığı koca bir firkat acısı var..
Ölüm öldürse de sevgisi kalbimizde bâki kalacalarımıza Sen merhametinle muamele et Rabbim...
Ruhu incinmesin Allahım Dedeciğimin 🤲🏻😢🥺
Harf biter, mana baki kalır:
Alfabeler, rejimler, sistemler değişebilir; bunlar insanlığın zamana göre uydurduğu araçlardır. Ama kainatın ve fıtratın değişmeyen bir dili vardır.
Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen adaleti, liyakati, dürüstlüğü ve doğayla kurulan o asil bağı idrak eden bir insan; alfabesi ne olursa olsun sistemi doğru okuyor demektir. Asıl trajedi harfleri unutmak değil; kainatın kalbini, toprağın sesini ve insan olmanın manasını okumayı unutmaktır
Her bir saniye yeryüzü sahnesinde milyarlarca canlının aynı anda ve hiçbir karışıklığa meydan verilmeden giydirilip beslenmesi, kâinatın kör bir tesadüfün değil, mutlak bir iradenin eseri olduğunu gösterir. Bahar mevsiminde kuru bir ağaç dalının ucundan fışkıran o narin ipek gibi yapraklar, arkalarındaki o sonsuz şefkat sahibi olan Allah’ın gizli hazinelerinden süzülüp gelen birer ikramdır. İnsan kalbi ise bu muazzam ilahi kütüphanenin en derin kelimesidir. İlk sayfada ruhuna düşen o büyük aşk yangını, seni yeryüzünün geçici gölgelerine köle olmaktan kurtarmak için kalbine üflenen kutlu bir uyanış rüzgârıdır. Sen elindeki solan yapraklara bakıp hüzünlenirken, aslında o sonsuz kudret senin nazarı her an değişen dünyadan çekip hiç değişmeyen o ezeli ve ebedi güzelliğe yöneltmeni murat eder.
Tıpkı bir arının binbir çeşit çiçekten süzdüğü özleri kendi gövdesinde şifalı bir bala dönüştürmesi gibi, insan ruhu da dünyada şahit olduğu her bir güzelliği tefekkür imbiğinden geçirerek baki bir marifete dönüştürmekle görevlidir. Gökyüzünü direksiz tutan o muazzam nizam ile senin damarlarında akan kanı bir milim şaşırtmadan döndüren hüküm aynıdır. Hayat yolculuğunda karşına çıkan ayrılıklar ve hasretler, ruhunun üzerindeki fani kirleri temizleyen nurlu birer fırındır. Kalbindeki o devasa sevme kabiliyetini sadece topraktan doğup yine toprağa dönecek olan fani mahbublara harcamak, okyanusu küçücük bir bardağa hapsetmeye çalışmak gibi beyhude bir çabadır. Sevgini o güzelliklerin asıl kaynağı olan baki sanatkara sunduğunda, dünyadaki her bir dost senin için ebedi bir yol arkadaşına dönüşür.
Bismillah diyerek adımladığın bu ömür sayfalarında şahit olduğun her imtihan, ruhunun derinliklerindeki o gizli elması açığa çıkarmak için kurgulanmış ilahi bir senaryodur. Kâinatın her bir zerresi
intikam yok,çirkinleşmek yok,
kıskandırmak yok,her şey bitebilir,vefa
baki kalır...ben senin gözlerindeki
yorgunluğu, ailendeki sıkıntıları,içinde
verdiğin sessiz savaşları,genç yaşta
büyümenin getirdiği zorlukları biliyorum...
şuan ne kadar ittiğin tek insan olsam da,
sen benden de mutlu ol...