Her bir saniye yeryüzü sahnesinde milyarlarca canlının aynı anda ve hiçbir karışıklığa meydan verilmeden giydirilip beslenmesi, kâinatın kör bir tesadüfün değil, mutlak bir iradenin eseri olduğunu gösterir. Bahar mevsiminde kuru bir ağaç dalının ucundan fışkıran o narin ipek gibi yapraklar, arkalarındaki o sonsuz şefkat sahibi olan Allah’ın gizli hazinelerinden süzülüp gelen birer ikramdır. İnsan kalbi ise bu muazzam ilahi kütüphanenin en derin kelimesidir. İlk sayfada ruhuna düşen o büyük aşk yangını, seni yeryüzünün geçici gölgelerine köle olmaktan kurtarmak için kalbine üflenen kutlu bir uyanış rüzgârıdır. Sen elindeki solan yapraklara bakıp hüzünlenirken, aslında o sonsuz kudret senin nazarı her an değişen dünyadan çekip hiç değişmeyen o ezeli ve ebedi güzelliğe yöneltmeni murat eder.
Tıpkı bir arının binbir çeşit çiçekten süzdüğü özleri kendi gövdesinde şifalı bir bala dönüştürmesi gibi, insan ruhu da dünyada şahit olduğu her bir güzelliği tefekkür imbiğinden geçirerek baki bir marifete dönüştürmekle görevlidir. Gökyüzünü direksiz tutan o muazzam nizam ile senin damarlarında akan kanı bir milim şaşırtmadan döndüren hüküm aynıdır. Hayat yolculuğunda karşına çıkan ayrılıklar ve hasretler, ruhunun üzerindeki fani kirleri temizleyen nurlu birer fırındır. Kalbindeki o devasa sevme kabiliyetini sadece topraktan doğup yine toprağa dönecek olan fani mahbublara harcamak, okyanusu küçücük bir bardağa hapsetmeye çalışmak gibi beyhude bir çabadır. Sevgini o güzelliklerin asıl kaynağı olan baki sanatkara sunduğunda, dünyadaki her bir dost senin için ebedi bir yol arkadaşına dönüşür.
Bismillah diyerek adımladığın bu ömür sayfalarında şahit olduğun her imtihan, ruhunun derinliklerindeki o gizli elması açığa çıkarmak için kurgulanmış ilahi bir senaryodur. Kâinatın her bir zerresi