Puan vermedi·96 syf.··
2026 39. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:42
İlk kitabı Güzel Kadınlar Çabuk Tükenir ile kalemiyle tanıştığım Zeynep Baki’nin ikinci öykü kitabı Hiç Olmamış Gibi, yine yaşanmışlıklardan esinlenilen etkileyici hikâyeleri bir araya getiriyor. Her öyküde farklı insanların hayatlarına kısa bir yolculuk yaparken onların sevinçlerine, kırgınlıklarına ve içlerinde taşıdıkları yüklerine tanıklık ediyoruz. Kitabın en sevdiğim yanı, karakterlerin ve duyguların oldukça gerçek hissettirmesiydi. Akıcı anlatımı sayesinde sayfalar hızla ilerlerken bazı hikâyeler bitse de zihnimde yaşamaya devam etti. Geçmişin insan üzerinde bıraktığı izleri, unutulduğu sanılan anıların nasıl bir anda gün yüzüne çıkabildiğini düşündüren, duygusal yönü güçlü bir okuma oldu benim için. Kalemini ve betimlemelerini oldukça güçlü bulduğum sevgili yazarın, bundan sonraki yazarlık hayatında da nice güzel eserlere imza atmasını temenni ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Hiç Olmamış GibiZeynep Baki · Paris Yayınları · 202618 okunma
10/10
·647 syf.··
2024 13. kitabı
güller ve dikenler sarayı serisinin 2. kitabıdır sis ve öfke sarayı. adından da anlayabileceğimiz gibi evrenin başka bir kapısını aralıyor bize. ilk kitapta okuduğumuz insan ve bahar diyarlarından sonra 3. bir yer olan gece sarayına ve diğer sarayların da neye benzediklerini az çok anlayabileceğimiz bir kitap. ana konu gelen bir savaş olduğu ve buna karşı cephenin oluşturularak güçlendirilmesi çabası. ama kim tarafından? beklentilerimizi ters köşe yaparak evreni çok güzel bir şekilde genişletmişler. yeni bir çok karakter ve yer giriyor hikayeye ve hiç biri de sadece yan karakter olarak kalmayacak kadar önemli kendi hikayeleri olan karakterler. bence bunu yazarken yazar, belirli bir hikaye ve tek ana karakter güçlü diğerleri önemsiz gibi göstererek ilerlemektense yan karakterlerin de hikayelerini güçlendirerek her şeyi tek başına başaran ana karakterden çıkarıp bir ekip işine çevirmiş ki bu kitabı sevmemdeki en önemli etken. amren, mor, cassian ve azrielin hikayeleri -özellikle mor- oldukça etkiledi beni. feyre-tamlin ve rhysand arasında üçlü bir aşk girdabına dönmesinden çok çekinmiştim kitabın ilk başlarında okurken ama rhys ile feyre'nin dinamiği gerçekten tamlin - feyre arasındaki dinamiğin üzerine geçti. ilk kitaptaki aşk vari duygular bu kitapta bana stockholm sendromu olduğu gibi bir izlenime kapılmama sebep oldu. çünkü tamlin her açıdan feyre'yi yanlız bırakıp sadece bir yan karakter olmaya zorladı ilk bölümde ki bu durumdan oldukça nefret ettim. rhys ile olan ilişkileri ise, daha güçlü daha denk ve saygılı gibi geldi. (bunu tabi yazarın büyük başarısı olarak görüyorum orası ayrı bir konu. ilk kitaptan başka bir noktaya evirtmek ve bunu bu kadar başarılı yapmak kesinlikle güçlü bir kalemin başarısı.) diğer yandan, siyasi oyunları oldukça güzel bir şekilde
Sis ve Öfke SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20204,668 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·468 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Bir annenin yaşayabileceği en korkunç kabus, iki yaşındaki Henry Clark’ın bir sabah beşiğinden aniden kaybolmasıyla başlıyor. Arkada kalan tek şey açık bir pencere, kanlı bir battaniye ve tekinsiz bir sessizlik... Sadece bir çocuk kaybolmuyor aslında, medya, eş,komşular ve kamuoyu hemen en kolay kurbanı seçiyor, Anneyi. Daha ortada hiçbir kanıt yokken herkes kendi kafasında mahkemeyi kurup anneyi suçlu ilan ediyor. Charlie Parker, tam da bu toplumsal lincin ve belirsizliğin ortasında anne Collen Clark'ın avukatı Moxi'nin isteği ile davaya dahil oluyor. ​Charlie Parker olayı deştikçe, hikaye basit bir kaçırılma vakası olmaktan çıkıp çok katmanlı bir psikolojik ve mistik gerilime dönüşüyor.Kasabanın o sakin, steril maskesi yavaş yavaş düşüyor. İpuçları Parker’ı sadece fiziksel delillere değil geçmişin gölgelerine,kasaba halkının susmayı tercih ettiği sırlara götürüyor. Suç, kefaret, manipülasyon ve gerçeklik algısı birbirine giriyor. Okur olarak biz de Parker'la birlikte şu sorunun peşinden gidiyoruz: Asıl tehlike dışarıdaki bir canavar mı, yoksa içimizde besleyip büyüttüğümüz gizli günahlar mı? ​Kitabın bize sunduğu nihai durak, sadece "Katil kim?" sorusunun cevaplandığı sıradan bir polisiye finaliyle değil,adalet ve gerçeklik kavramlarını sorgulatarak vuruyor darbesini. Gerçekler bir şekilde gün yüzüne çıksa bile, geride kalan yıkım, toplumsal önyargıların açtığı yaralar ve insan ruhunun karanlık tarafı baki kalıyor. Kitap bittiğinde anlıyoruz ki, bazı sırlar toprağın altında ya da geçmişte sessiz kalmıyor, aksine ruhun dehlizlerinden yüzeye çıkıp zihnimizde fısıldamaya devam ediyor. Fiziksel dünyanın ötesine geçip ruhların ve pisişik bağların karanlık dehlizlerine sızarak gerilim türüne bambaşka bir boyut kazandırmış. Karanlığın sesine kulak vermekten korkmayanların
Polisiye / Gerilim
Karanlığın FısıltılarıJohn Connolly · The Kitap · 202685 okunma
Siz ne düşünüyorsunuz?
Puan vermedi
Amcamın kıymetli bir hediyesi vesilesiyle başladığım ve Metin Karabaşoğlu’nun kalemiyle ilk defa tanıştığım bu kitap, maalesef 96. sayfada yarım bırakma kararı aldım. Kendimi, yazdıklarını zorla tüketen bir okur olarak değil, hissettiği soğukluğun arkasında duran bir okur olarak görüyorum. Kitap genel hatlarıyla hayata, insana ve inanç dünyasına dair felsefi/dini pencereler açan, yazarın kendine has denemelerinden oluşuyor. Karabaşoğlu’nun akıcı ama bir o kadar da keskin, kendi felsefesini mutlaklaştıran bir kalemi var. Ancak 96. sayfadaki “Kim Payidar Kalacak?” başlıklı bölüme geldiğimde, yazarın bakış açısı ile benim tarih ve saygı anlayışım arasında çok net bir zıtlık belirdi. Yazar bu bölümde, ahiret ve fani/baki kavramlarını işlerken Atatürk’ün o bilinen "Benim nâçiz vücudum..." sözünü kelime kelime masaya yatırıyor. Dünyevi yapıların geçiciliğini anlatmak adına, bu devletin kurucu vizyonunu ve o vizyona emek veren milyonların gayretini "boş bir vehim" veya "aldanış" olarak nitelendiriyor. Ben ne bir fikrin körü körüne fanatiğiyim ne de tarihi tek bir dönemden ibaret görenlerdenim. Benim nazarımda tarih bir bütündür; Osmanlı Devleti’nden günümüze kadar bu topraklar için can vermiş, kan dökmüş padişahlar, sultanlar, cephedeki erler ne kadar saygıya layıksa, cumhuriyetimizin kurucusu da o kadar saygıya layıktır. Din veya inanç üzerine bir şeyler yazılırken, toplumsal hassasiyetlere ve kurucu değerlere karalamadan, incitmeden, saygı çerçevesinde yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Kimine göre bu sayfada yazılanlar sıradan bir eleştiri olarak görülebilir, saygı duyarım. Ancak benim için hassas olduğum konularda bir kitaptan soğumak, o yolculuğu bitirmek için yeterli bir sebeptir. Amcamın emeğine saygı duymakla birlikte, kendi düşünce dünyamla taban tabana zıt giden
Din
Küçük ŞeylerMetin Karabaşoğlu · İz Yayıncılık · 2018293 okunma
Puan vermedi·164 syf.··
2026 32. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 19:21
Baki Kalan,geçmişiyle yüzleşen bir adamın hikâyesini konu alır. Hayatının son dönemlerine yaklaşan Baki Kalan,eskiden yakın arkadaşı olduğu Kemal'in öldüğünü öğrenir. Cenazeye hazırlık ile başlayan süreçte Baki Bey geçmişine bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta yaşadığı siyasal olayları, pişmanlıklarını, yarım kalan aşkı Bahar'ı, çocukluğuyla şekillenen karakterinde kendi ailesine yaşattıklarını hatırlar. Geçmiş ve şimdi arasında mekik dokuyan hikâyede yer yer üzülüp yer yer nefret edeceksiniz Baki'den.. Kitabı okurken Baki karakterinden hiç hoşlanmadım hiç. Geçmişinde yaşadıklarının acısını eşinden, kızından çıkarması, gençliği ve yetişkinliği arasındaki uçurumda sanki hep o masum gibi davranmasına sinir oldum. Yazarın kalemini bu açıdan başarılı buldum çünkü karaktere karşı güçlü bir duygu hissettiriyor. 2025 Don Kişot İyi Edebiyat Ödülü birincisi bu anlamda. Siz kitabı okudunuz mu? Okuyanlar Baki karakteriyle ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum. Kitapların gününüzü aydınlattığı güzel bir gün dilerim
Baki KalanÜstüngel Arı · The Kitap · 202542 okunma
8/10
·376 syf.··
2026 40. kitabı
Üç zamanın iç içe geçtiği, sımsıcak bir anlatı. İskenderiye Kütüphanesinin yandığı zamanlardan, Baki şiirlerinin hayranlıkla okunduğu bir zamana ve nihayetinde pandemi günlerindeki İstanbul’a uzanıyor sayfalar. Hikayeler nasıl birleşecek merak ederek okuyor insan. Bambaşka yaşam biçimleri var. İlişkiler, öncelikler dönemler itibariyle o kadar farklı ki. Ama bu değişimlere rağmen, geçmişin sımsıcak elleri hep arkamızda. Bir de değişmeyen bir şey var dönemler itibariyle: Dalkavukluk. Eskiden ücretli bir işmiş şimdi ücret vermeseler de yapan omurgasızlar var. Hepimizin hayatlarına dokunan geçmiş bu kadar görünür, bilinir, anlaşılır olsa keşke… Keyifle okunacak, akıcı bir yaz kitabı olmuş bence. Tatilde ne okusam diye düşünenlere öneririm.
Saklı Zaman BahçeleriBige Güven Kızılay · İnkılap Kitabevi · 2026180 okunma