Unutmayın son iki yüz yıl içerisinde Batıya karşı en başarılı mücadeleyi verenlerin hemen hemen hepsi tasavvuf kaynaklıdır. Said-i Nursi'den, Şeyh Şamil'e, Ahmet Es-Senusi'den, Hasan El-Benna'ya kadar hepsi şu veya bu şekilde tasavvufun tezgahından geçmiştir. Onların haricinde, bunların kalibresinde alim yetişmiş değil. Tasavvuf elbet ıslah edilmelidir, bir takım aksaklıkları vardır, özellikle tarikat tecrübesi. Ben, özellikle tarikatla tasavvufu biraz ayırıyorum. Çünkü tarikatlar son iki üç yüz yıl içinde içinde baya deforme olmuşlardır. Onun için tasavvuf bana göre Müslümanların entelektüel dünyalarının bir mahsulüdür. Yani akıl üzerinden, insan üzerinden Batı felsefesinin çok ötesinde söz söylemiştir tasavvuf.
Dindarlar iktidara gelmeseydi mevcut iktidar kendini değiştirmek zorunda kalacaktı. 1994'te dindarlar İstanbul başta olmak üzere belediyelere geldiklerinde sistem tıkanmıştı zaten. Kemalistler iktidarı elden çıkarmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları için görmek istemiyorlar. Eğer dindarlar gelmeseydi sistem tıkanmıştı. Bu sistem yürütülemezdi. Şu anda da dindarların bu sisteme en büyük faydaları kilitlenmiş bir sisteme açılım getirmeleridir.
Bunun yanında modern uygarlık kavramsallaştırması kentsel temele işaret eder ve seküler bir süreç içinde doğup geliştiğini öne sürer. "Medeni" olma süreci bu bağlamda dindarlaşmaya değil, sekülerleşmeye işaret etmektedir.
Unutmamak lazım ki bu gün postmodern kültür insanlara karamsarlık aşılamakta; bundan kurtuluşun ise tüketimle aşılacağını söylemektedir. Bunu farkında olmak bile Müslüman için büyük bir imkandır.