Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap
Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir? - Yaşama! - Ya bileydim? Yazar: Mıydım Hiç: Şiir. ** ekinler çocukların en rahat uykuları ** gece ayakları kokan bir adam gibi gelir eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar o serin bereket gölgeleri çocuklar yani çocuk o güzel tüccar ** ölüler beni ölüme yakıştıramaz gibi hâlâ saçlarımda tozlu bir akşam. ** Bak, ölüm güzü kıskanıyor şimdi ıssızdır onun sevimli kedisi ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor. uzayor defterine uğrayan kan lekesi ** senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran içli taşra kızların, gizemli eviçleri kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan o denize açılan ellerin nerede şimdi ** mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin güze el değdirmeyen ellerin nerde? **
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hengame...
Çocuk parkı, yatsı ezanı, camiye yetişmek için palaspandaras koşuşan üç beş ihtiyar, minarelerin, dört minarenin ayrı ayrı yanan on iki kandili, yürüyenler, konuşanlar, oturup iki lafın belini kıranlar, bisiklet süren çocuklar, düşen ve düştüğünü ancak diz kapaklarındaki çizikler acıdığında anlayan çocuklar, bir eksik kağıt helvacı, pamuk şekerci ve uçan baloncu… Bir eksik sen. Bir de fazlasıyla sen. Ne kadar fazlaysan o kadar noksan, ne kadar eksiksen o kadar çok, sen. Bin ses kafamın dışında, kafamın içi panayır yeri zaten. Orada var, kağıt helvacı, pamuk şekerci, uçan baloncu ve sen. Adını hiç duymadığım adlara sahip hüzünler, kakafonideler, bas bas, bangır bangır… Susun biraz, sussun biraz. Kafamın içi mayınlı arazi, harp meydanı, Kerbela. En çok da gözlerin yok. En çok da sen yoksun, en çok sen varken.Yasaklı cümleler, izhardan men edilmiş kelimeler, arzular, gerçekler, olanlar ve olmayanlarla birlikte ve olması gerekenler, olmaması gerekenler, haşa’lar, zinhar’lar, ne münasebet’ler… Gözlerin ama… İlle de gözlerin. Yeşil ve gözlerime bakınca yemyeşil bşr Cennet’in dünyama tezahürü gözlerin. İlle de gözlerin. Gözümün önünden gitmeyen, kaybolmayan gözlerin. Yoklar. Kaynamış mısır satan pos bıyıklı, gömleğinin üst üç düğmesi açık, elindeki maşasını bakır kazanına curarak ‘Süt Mısııııır’ diye bağıran mısırcı geldi. Zahirde değil, batında, içinde kafamın. Bir tek ben duyuyorum maşanın sesini, bir tek. Bir de bir tek sen yoksun. Yoksunum senden. Tezat. Mezatta çok kıya, gümüş imameli ve gümüş işlemeli bir oltu taşı tespih satılayazdı az evvel. Ramak kaldı, direkten döndü, olmadı, anlaşamadılar, pirinç işlemeli bir çerçeve içindeki Yıldızlı Gece replikasını, orjinal diye satan adamla. Adamın da suçu yok, o da orjinal diye almıştı, bundan birkaç gün evvelki mezatta.
Duygu ve Düşünce
Tüm Türklerin Yüce Babası olan Tengri’nin, bir zamanlar çocukları olan Türklere büyük bir kazan hediye ettiği yönünde bir efsane anlatılır. Bu kazan saf bakırdan yapılmış ve demir bir sehpa üzerine yerleştirilmişti. Büyük-küçük tüm Türk boyları bu Büyük Kazan’dan, yani Tengri Kazanı’ndan yemek yerdi. Hiç kimse mahrum kalmaz, hiç kimse yiyecek eksikliğinden şikâyet etmezdi. Türk topraklarında sürüler dolusu kısrak ve sayısız hayvan otlardı. Avlar her zaman bereketli geçerdi. Çocuklar sağlıklıydı, aileler güçlüydü, yaşlılara büyük saygı gösterilirdi. Erkekler hem hayvan yetiştirir hem de topraklarını düşmandan korur, komşularıyla iyi ilişkiler kurar, ticaret yaparlardı. Türk ihtiyarları, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgelikleri ve hitabet yetenekleriyle meşhurdu. Türk kızları güzellikleri, zarafetleri ve zekâlarıyla parıldardı. Türk delikanlıları ise en yenilmez savaşçılar olurdu. Tüm Türkler için özgürlük, onur ve şeref her şeyin üzerindeydi. Türk halkı, Tengri’nin bağrında çoğaldı. Ancak her geçen gün Büyük Ayrılık Günü’ne biraz daha yaklaşıldı. Bu, büyüyen Oğul’un ata binip Babasına veda ederek bilinmeyen bir dünyaya gideceği gündü. Ve o gün geldi. Türkler Tengri Kazanı’nı demir sehpadan indirip toprak bir ocağın üstüne koyarak veda yemeğini hazırlamaya başladılar. Ustalar, demir sehpayı eritip ondan çok sayıda savaş baltası, her zırhı delen ok ve mızrak uçları, savaş atlarını ustalıkla yönlendirmeyi sağlayan üzengiler, şimşek hızında kılıçlar ve babalarının evi olan Tengri’nin göksel kubbesini simgeleyen sivri miğferler yaptılar. Türk kadınları at binmeye uygun deriden şalvarlar, kısa gömlekler dikti, göçebe evleri olan keçeden çok sayıda yurt yaptı. Tengri Kazanı’ndan yenen veda yemeği boldu ve birçok kişi bu yemeğin benzersiz tadını sonsuza kadar unutmadı. Ve bu
Birçok araştırmacıya göre aynı Tengricilik'te de olduğu gibi tektanrıcı bir temelden, zamanla çoktanrıcı bir biçime doğru evrilmiştir. Bazı motifler, ögeler mitolojik sembol haline gelmiş ve tanrılaştırılmıştır. Ayrıca tarihi Türk halklarının temasa geçtikleri Zerdüştlük, Mani dini ve Budizm de Türkler'in mitolojisinden izler devralmıştır. Hala devam eden şamanist geleneklerimizde de bu mitolojik inançların izi taşınmaktadır. Altay Türklerinde yoğun olarak yaşanan bu çok tanrılı dinde de figürler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. TÜRK MİTOLOJİK KİŞİLERDEN BİR KAÇI Ürüng Ayıg Toyon Yakut Türklerine göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Yakut Türklerinde beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür. Kainatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur. Eliade aynı tanrıya ata bey de dendiğini söyler. İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır. ******************************* Ak Ana Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır. Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur. Alt kısmında denizkızı gibi çok uzun bir balık kuyruğu bulunur. Kuyruğu hafif maviye çalan bir renktedir. Etrafında denizyıldızları dolaşır. Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de
Murad Adj’nin araştırmalarına göre, takriben 200 bin yıl önce Altay’a yerleşen Tükler, Çin vakainamelerine göre, sarı saçlı ve mavi gözlü insanlardı. Bu bölgeye geldiklerinden itibaren bunlar mağaralarda yaşamaya başladılar. Altay Türkleri hakkındaki bütün bilgiler meşhur arkeolog Aleksey Pavloviç Okladnikov’un uzun ve titiz çalışmaları ile Altaylıların yerleşim bölgelerinde, bu ilkçağ insanları tarafından yapılmış taştan baltalar, bıçaklar, ok uçları ve çok çeşitli eşyalar bulundu. Taştan yapılmış bıçaklar ve hançerler tıraş bıçağı kadar keskindi, rahatça tıraş olunabilirdi. Bugün bunların, bugünkü insan eliyle yapılması mümkün değildi. Ama bunlar gerçekti. Altaylılar bu taşları, diğer taşlarla işlemiyorlardı. Ateş ve suyla işlenen bir teknoloji uyguluyorlardı. Bunun için de bu işleme uygun, çok nadir bulunan, siyah damarlı, yeşilimsi bir taş olan nefrit taşını kullanıyorlardı. Bu taşları ve diğer madenleri bulup kullanmada iyi bir jeolog idiler. Binlerce yıl mağaralarda yaşayan kadim Altaylıların, metalden yapılmış eşyalar yapmaya başladıkları, bronzdan ok uçları ve mızrak yaptıkları arkeologlar tarafından tespit edildi. Bronzdan baltalar yapıp bunlarla ağaçları kesebiliyorlardı. Baltanın bulunması ile ağaç kesip ağaçtan evler (kurganlar) yapmayı öğrenmişler, böylece mağaradan çıkmaya başlamışlardı. Bütün bunlar dünyada tekti. Baltanın icadı ve ağaç keserek ev inşa etmeye başlamaları ile Altaylılar mağaralardan çıkıp, diledikleri yerlerde evlerini yapmaya ve toplu yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Altaylılar 5000 yıl evvel, Urallar’da çok iyi bilinen Arkaim Şehri’ni kurdular. Bu şehirde o zamanlar çok geliştirdikleri metal işlemenin ustaları yaşıyordu. Evlerin her tarafında yoğun olarak bakır ve bronz kullanıyorlardı. Buranın sakinleri Altay’dan göç eden
Tarih