Puan vermedi
Fresko Apartmanı, yazar Başak Baysallı tarafından kaleme alınmış, birbirine bağlı öykülerden oluşan bir kitap. Hikâye, İstanbul'un Kuzguncuk semtindeki Fresko Apartmanı'nda yaşayan insanların hayatlarını merkezine alıyor. Apartmanın sakinleri; farklı yaşlardan, farklı geçmişlerden ve farklı kültürlerden gelen insanlar olsa da ortak noktaları yalnızlıkları, kayıpları ve geçmişleriyle taşıdıkları yüklerdir. Napoli'den İstanbul'a gelen Defne'nin bulduğu eski bir bavul, apartman sakinlerini geçmişe uzanan bir sırla buluşturur. Bu sır; kırık bir aşk hikâyesine, 6-7 Eylül olaylarına, İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalan Rumların yaşadıklarına ve hafızanın koruduğu acılara açılan bir kapı hâline gelir. Kitap boyunca karakterlerin hikâyeleri birbirine bağlanarak ilerler. Fresko Apartmanı, sadece bir apartmanı değil, İstanbul'un çok kültürlü hafızasını anlatıyor. En etkileyici yanı, birbirinden farklı insanların hikâyelerini incelikle bir araya getirmesi. Kısa bir kitap olmasına rağmen içinde özlem, aidiyet, dostluk ve geçmişle yüzleşme gibi güçlü duygular taşıyor. İnsan psikolojisini ve karakterlerin iç dünyalarını anlatan eserleri seviyorsanız, bu kitap size hitap edebilir. Özellikle eski İstanbul'un kaybolan renklerine ve unutulmuş hikâyelerine ilgi duyan okurlar için oldukça sıcak ve hüzünlü bir okuma deneyimi sunuyor. Fresko Apartmanı
Fresko ApartmanıBaşak Baysallı · Everest Yayınları · 2020603 okunma
Bir Ömrün Direnişle Yazılan Hikâyesi
10/10
·184 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 02:07
"Benim değil bu hikâye, bir başkasının hayatını anlatıyor.  (...) 1976 Haziranı'nda Paris'te, metroda tesadüfen çıktı karşıma. "İşte o!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Görür görmez tanımıştım." Evet, Amin Maalouf'un hikâyesi değildi bu; bir tarih kitabının sayfalarında yer alan, bütün ufku dolduran bir posta vapurunun altında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kadim Topraklar'dan Direniş saflarına savaşmaya giden ve dönüşte de kahraman gibi karşılandığı yazan bir görselin içerisindeydi İsyan. İlk karşılaşma metro istasyonunda gerçekleşmişti. Ve onun sorduğu tek soru şuydu: "Bir sokak arıyorum. Bu civarda olmalı. Adı Hubert Hughes." İsyan'ı takip etme merakına yenilmişti anlatıcı. Aradığı sokağa kadar eşlik etme fikrine sadık kaldı. Kafasına takılan o tuhaf soruyu sordu adama: "Kaç numarayı arıyorsunuz?" Adamın vermiş olduğu yanıt içini daha da büyük bir merakla kapladı. Hayır, belirli bir numarayı aramıyordu, sadece sokağı görmeye gelmişti.             Hubert-Huges Sokağı                      Direnişçi                    1919-1944 Sıradan bir insan baktığında bu sokak adı hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ancak onun için maziyi simgeliyordu. Paris'te direnişçilerin adını taşıyan otuz dokuz sokağı keşfe çıkmıştı. Fakat bu gezi için yalnızca dört günü vardı. Neden dört gün? Çünkü dört günün sonunda geleceğinin yönünü belirleyecek bir olay meydana gelecek... Yıllardır sessiz kalma mecburiyetinde bulunmuş İsyan Kitabdar, ilk kez derdini anlatmak için birine teslim oluyordu. Devrimci bir babanın tıp fakültesinde okuyan oğlu da tıpkı babası gibi direnişçi olmayı tercih etmişti. 6 Nisan 1909. O gün ne mi olmuştu? "Benim doğmama neden olan bir kıyamet." Adana'da ayaklanmalar başlamıştı. Ermeni mahalleleri yakılıp talan hale getirilmişti. Yıllar
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·416 syf.··
2026 14. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:29
Kitabı başından sonuna, trafikte seyir hâlindeki bir arabaya benzettim: dur-kalk, dur-kalk… Çoğu bölümü sıkıcı ve gereksizdi; bunu söylemek bana göre en makul değerlendirme olur. Kısa bölümleri ise can alıcı derecede heyecan vericiydi. İşin ilginç tarafı, Fransız edebiyatında intiharlar nedense hep tren raylarında gerçekleşiyor. İnsan biraz daha vizyon, biraz daha yaratıcılık bekliyor. :) Kitap, kurgusu gereği iki konu etrafında dönüyor: kadın cinayeti ve ihanet. Bunun üzerine bir de felsefi bir akımın güzellemesi yapılmış ve bu düşünce okuyucuya aktarılmaya çalışılmış gibi hissettirdi. Günümüzde yazılmış olsaydı, herhâlde tecavüzcülerin, sapıkların ve sadist ruhlu insanların feyz alacağı bir kitap olurdu. İnsan, sevdiğinden emin olmak için sevdiği insanı öldürmek ister mi? Bir insanın, sevdiği kişiyi öldürme düşüncesi karşısında ağzı sulanır mı?
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,972 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 3. kitabı
“Gökyüzü gibi birşey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.E.CANSEVER” in bu sözü kitap bitince zihnimde belirdi. Kitap tamda böle çocukluk travmalarının,ebeveynin duygusal yoksunluğunun,yetişkin hayatı nasıl şekillendirdiği,duygusal yoğunluğu olan bir yerde.Cevap bekleyen sorularla büyüyen,şefkat bekleyen ,sevgi arayan,bulduğunda da ne yapacağını bilemeyen karaterler arasında kaybolup gidiyor.Tren ve bavul metaforları hayat,zaman,kader,geçmişten geleceğe taşınan yükleri sembolleştirilir.Duygusal hafıza silinmez.Kuşaklararası aktarılır.
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,4bin okunma
ve sonra kimse kalmadı...
10/10
·224 syf.··
2026 41. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 12:04
Agatha Christie 'nin başyapıtı olarak bilinen bu kitabı çok merak ediyordum. Yazarın Doğu Ekspresinde Cinayet isimli kitabını okuyup çok beğenmiştim ve aynı tadı alacağımı düşünmüştüm. Beklentimin de üstünde harika bir okuma oldu benim için. On kişi, oldukça popüler olan ve merak edilen Zenci Adasını görme fırsatı yakaladıkları on davet mektubu alır. Her davet mektubu birbirinden farklı ama bir yandan da şüphe çekmeyecek kadar makul görünmektedir. Adaya varan birbirinden oldukça farklı olan bu grup kötü bir süprizle karşılaşır. Adaya onları davet eden kişiler lüks malikânelerinde değildir. Adada sadece onlar ve 2 hizmetkâr vardır. Bu bir grup insanın ortak özelliği, apaçık bir kasıt olmasa da cinayet işlemiş olmaları. Aslında adaletin pençesinden kaçabilen ve suçlu oldukları asla kanıtlanamayacak olan insanlar ve biri bu insanları acımasız bir şekilde yargılamanın peşinde. Her birinin odasında asılı olan 'On Küçük Zenci' tekerlemesi aslında neler yaşanacağını bize en başından anlatıyor. Yemek masasının üzerindeki zenci bibloları her cinayetten sonra eksiliyor. Katil içlerinden biri ama kim olduğunu asla bulamıyorlar. Çok zekice tasarlanmış bir plan, muhteşem bir kurgu, harika bir ters köşe ve tatmin edici bir son. Bir kitaptan başka ne isteyebilirim ki? :) Keyifli okumalar dilerim.
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201843,6bin okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2026 34. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:35
Fırat Mollaer bu kitapta siyasi düşünceler tarihi kitaplarında sıklıkla karşılaştığımız halinin aksine siyasetin yalnızca felsefeden ibaret olmadığını, tragedyaların, şiirlerin yani edebiyatın da siyasetin kapsamında olduğunu iddia ediyor çünkü bunlar da insanların ortak yaşamı anlamlandırma biçimleri aslında. Dolayısıyla, yalnızca felsefeyi alıp edebiyatı dışlamak, büyük bir kaynağı yok saymak anlamına gelir ki bu da siyasal düşünceyi büyük ölçüde Antik Yunan felsefesiyle başlatan ve felsefe dışındaki düşünme biçimlerini dışlayan yerleşik anlatının temelini oluşturur. Mollaer, oryantalizme de karşı çıkarak siyasetin Sümer'de izini sürüyor ve bu bağlamda Gılgamış gibi destanlarda siyaseti anlamaya çalışıyor. Oradan hareketle Yunan tragedyalarından siyaseti okuyor. Böylece siyasal düşünce tarihini filozofların görüşlerinin kronolojisi olmaktan çıkarıyor. Bunu yaparken yöntem meselesine değiniyor ve yöntemin ontolojik ve epistemolojik bir tercih olduğunu vurgulayarak hangi metnin siyasal düşünce kapsamına alındığının yöntemsel bir karar olduğunun altını çiziyor. Böyle bir düşünce tarzı Mollaer'e özgü değil elbette, son yıllarda akademik camiada benzer analizler yapılmakta. İktidarın nasıl sürdürüldüğünü anlamak adına, estetik, ortak duyu, aidiyet, kimlik, anlatı gibi meselelere değinmek gerçekten de önemli. Nitekim, Gramsci'den hareketle, insanlar yalnızca zorlandıkları için değil, aynı zamanda belirli bir dünya görüşünü makul, doğal ve doğru buldukları için yönetilirler. Bu sebeple düşüncenin tek biçiminin kavram olmadığına, siyasal düşüncenin önce yaşandığına, sonra belki de kısmen kavramsallaştırıldığına dikkat kesilmek gerek.
Modernlikten Önce SiyasetFırat Mollaer · Dergah Yayınları · 20261 okunma