dünyamın ve o canım mutlu yaşamımın nasıl benden çözülüp ayrılarak geçmişe karıştığını kalbimde bir ürpertiyle izliyordum ister istemez. Emip soğuran yeni köklerle evimizin dışındaki zifiri karanlıkta ve yabancı bir dünyada nasıl kök saldığımı, burada sımsıkı tutulup alıkonulduğumu çaresizlik içinde hissediyordum. İlk kez tadıyordum ölümü ve ölümün tadı acıydı, çünkü doğmaktı ölüm, korkunç yenilikler karşısında duyulan dehşet ve ürküntüydü...
Sorular beklemezler, cevap isterler.
İnsanlar cevap bulmazsa yaşayamaz.
Ve bir cevap da yok işte.
.
.
Ne istediğimi kendimde bilmiyordum.
Hayattan korkuyordum, ondan kaçıyordum ve her şeye rağmen, yine de ondan bir şeyler ümit ediyordum.
.
.
Ejderhayı gördükten ve tutamağımı kemiren fareleri gördükten sonra, balın hiçbir damlası tatlı gelmiyor.
.
.
.
Tek kesin bilgi hayatın anlamsızlığı.
.
İnsan bildiği bir şeyi, bilmeye son veremez.
.
.
Şimdi, her türlü inancı kabul etmeye hazırdım. Yeter ki benden aklın inkârını istemesin; bir yalan olmasın.
.
Öğretide hakikatın var olduğu bence şüphesiz ama onda yalanın var olduğu da bence şüphesiz.
.
.
Eğer iki iddia birbirini yalanlıyorsa ne biri ne de öteki, inanç olması gereken gerçeği içerisinde bulundurabilir.
tinselliğin en üst değerlerinin günahkârlık, sapıklık, ayartılma olarak duyulmalarını öğreterek, tinsel bakımdan güçlü doğalıların bile akıllarını yozlaştırmıştır.