Bittiğinde bitmeyen kitap
Puan vermedi·309 syf.··
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:24
Kitabı bitirdiğimde elimdeki kitap kapandı ama hikâye kapanmadı. Son sayfalarda uzun süre , Ben mi bir şeyi kaçırdım? diye düşündüm. Çünkü okuduğum her şeyi yeniden değerlendirmek zorunda kaldım. Bu kitap benim için sadece bir cinayet romanı değil ,insanların sevildiğine inanmakla gerçekten sevilmek arasındaki farkı anlatan psikolojik bir hikâyeydi. Alicia’nın sessizliği ilk başta bir suçun sonucu gibi görünse de, ilerledikçe bunun yalnızca yaşanan olaylarla açıklanamayacak kadar derin bir şey olduğunu anlıyoruz. Bazen insanı susturan şey, yaşadığı olaydan çok, o olayın içinde gördüğü gerçektir. Kitabın en sevdiğim yanı okurla kurduğu oyun oldu. Uzun süre her şeyi anladığınızı, karakterleri tanıdığınızı ve parçaları birleştirdiğinizi düşünüyorsunuz. Sonra yazar küçük bir hamleyle bütün resmi yeniden değiştiriyor. Ve bir anda kitabı değil, kendi bakışınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Ters köşesi benim için sadece şaşırtıcı olmakla kalmadı , geriye dönüp baktığınızda parçaların aslında en başından beri orada olduğunu fark ettiren türdendi. Belki de kitabın adının Sessiz Hasta olması boşuna değil. Alicia’nın sessizliği yalnızca tek bir olayın sonucu gibi gelmedi bana. Daha çok, insanın yıllarca içinde taşıdığı yaraların, bastırdığı korkuların ve kaçtığını sandığı duyguların sessizliği gibiydi. İnsan bazen geçmişini geride bıraktığına inanıyor. Yeni bir hayat kuruyor, bazı acıların artık geride kaldığını düşünüyor. Ama bazı yaralar kaybolmuyor; sadece sessizleşiyor. Bu kitap bana şunu düşündürdü: En çok kaçtığımız şeyler, bazen hiç beklemediğimiz bir anda yeniden karşımıza çıkabiliyor. Ve belki de bazı sessizlikler, söylenemeyen sözlerden değil; insanın kendisiyle yüzleşmek zorunda kaldığı anlardan doğuyordur.
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
7/10
·476 syf.··
2026 44. kitabı
Bu yazarın kalemini, yarattığı dünyaları gerçekten çok seviyorum. Karakterler hep gerçekçi hissettiriyor bana. Yine ışıl ışıl bi hikayeydi. Sevenlere öneririm.
Gülünç Bir HikayeEmily Henry · Epsilion Yayınevi · 20267 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Unutamadılarımdan
Puan vermedi·192 syf.··
2026 6. kitabı
Sol Ayağım yıllar önce okuduğum ama etkisini unutamadığım kitaplardan biri olmuştu. Christy Brown’un yaşam öyküsü beni o dönem oldukça etkilemişti. Doğuştan sahip olduğu fiziksel engellere rağmen hayata tutunma çabası kendini ifade etmek için verdiği mücadele ve vazgeçmemekteki kararlılığı uzun süre aklımda kalmıştı. Kitabı okurken zaman zaman çaresizliğini hissetmiş, zaman zaman da gösterdiği azme hayran kalmıştım. En çok da bunun bir kurgu değil, gerçek bir yaşam hikâyesi olması dikkatimi çekmişti. Yalnızca sol ayağını kullanarak kendine bir dünya kurabilmesi bana insanın sınırlarının sandığımız kadar dar olmadığını düşündürmüştü. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen kitabın bende bıraktığı hissi hâlâ hatırlıyorum. Sol Ayağım benim için sadece bir yaşam öyküsü değil, aynı zamanda umut, sabır ve kararlılığın ne kadar güçlü olabileceğini gösteren kitaplardan biri olarak kalmıştı.
1000Kitap
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201795bin okunma
Göğe Kadar Sen Kitap Yorumum
9/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
“Beklemekten yorulur mu insan sence?” dedi usulca. ‎ ‎“Yorulur.” dedi Menekşe. “Ama seviyorsa vazgeçmez.” ‎ ‎“İşte ben yorulmam.” dedim kararlılıkla. Gözlerim Menekşe'ninkilerle buluştuğunda sesim neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü. “Ben beklemeyi de severim. Sonunda o varsa, o yola da tamamım…” ‎ ‎Merhabalar canlarım. 🩷 ‎ ‎Ben geldim ve bugün sizlere daha önce platform üzerinden büyük bir keyifle okuduğum, basıldıktan sonra da elime alıp aynı heyecanla yeniden okuduğum o kitapla geldim. ‎ ‎Gizem Toprak'tan Göğe Kadar Sen ile sizlerleyim. ‎ ‎Dağhan İdris Tüfekçi, yıllar önce kalbinde paramparça bir aşk ve cebinde, daha doğmadan sevdiği kadın tarafından aldırıldığına inandığı bir bebeğin ultrason fotoğrafıyla çok sevdiği şehri Artvin'i terk eder. Çocukluk hayali olan askerlik mesleğini yapmak için Iğdır'a gider ve tam yedi yıl boyunca Artvin'e geri dönmez. Üstelik bir daha dönmemeye de kararlıdır. ‎ ‎Ta ki çok sevdiği amcasının ölüm haberini alana kadar… ‎ ‎Bu haber hem onu derinden sarsar hem de geçmişinin hâlâ çok sıcak olduğu o şehre geri dönmek zorunda bırakır. ‎ ‎Ancak Dağhan'ı sadece bir cenaze değil, yıllar önce geride bıraktığı bir kadın ve inandığı bütün gerçekleri altüst edecek bir geçmiş bekliyordur. ‎ ‎Zülal ise tam yedi yıl boyunca sevdiği adamı beklemiştir. Onu sadece bir kez görebilmek için cenaze evine gider ama karşısına çıkan kişi, yedi yıl önce bıraktığı Dağhan değildir. ‎ ‎Artık gözlerinde ve kalbinde büyük bir kırgınlık ve soğukluk taşıyan bir adam vardır. ‎ ‎Her hareketi Zülal'i yaralasa da ona her şeyi anlatmak ister. Bu yüzden Dağhan'ı yıllar önce ayrıldıkları ve buluşma noktaları olan Taşköprü'ye çağırır. Fakat Dağhan gitmez. Çünkü Zülal ile konuşacak hiçbir şeyinin kalmadığını düşünmektedir. ‎ ‎Zülal saatlerce bekler ve sonunda geri döner.
Göğe Kadar SenGizem Topak · Dokuz Yayınları · 202661 okunma
Bir de Bayıl İstersen Victor
8/10
·251 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:20
Eveeeeet, sonunda o gün geldi, bitmesin diye çok çabaladım (yatarak) ama bitti... Kitapta size spoi vermek hiç istemiyorum, hepinizin okumasını çok istiyorum çünkü, o yüzden spoi vermeden (bu beni ağlatacak) yapmayı arzuladığımız (arzulamak mıı hayırdır ula) kitap vızırdamamıza geçiyoruz. Kitap, bilim kurgu kitabı, ilk baskı 1818 yılına ait (19.yy.da bilim kurgu yazmak nasıl aklına gelebilir kral ya), çevirmen sunuşu+yazar sunuşu+önsöz dahil toplam 251 sayfa (bu söylediklerimi de kesinlikle okumalısınız, ben spoi yememek ve daha iyi değerlendirmek için bunları mutlaka kitaba başlarken değil kitabı bitirince okurum). Bahsedeceğim çok fazla şey var ama nasıl toparlayacağım konusunda zorlanıyorum şu an (her duygunu yaz ama Elif tamam mı canımın içi), öncelikle 19.yy.da bir insanın gerçekten de oturup bilim-kurgu yazabilmesi bana inanılmaz geliyor şu anki yaşantılarımızda yok uzay, yok yapay zeka, yok robotlar derken bir sürü gelişmeye şahit olabilmişken bilim-kurgu yazabilmek bana olağan geliyor çünkü yaşadıklarımızın büyüklüğünden, yaşayacaklarımızın potansiyelini ufacık görmemizle bile bilim-kurguya ulaşabiliyoruz. Ama 1800'lerde böyle bir şeyin hayale gelmesi ve oturup buna bir tasvir biçilebilmesi, üzerine bir olay yazılabilmesi bana inanılmaz geliyor. Hele ki dönem şartlarında kadınların kitap yazma konusunda bırakın teşvik edilmeyi sosyal olarak engellenmiş olmasına rağmen bir kadının kalkıp da bu eseri yazabilmiş olması da bence çok büyük bir şey. Okuduğunuzda anlayacaksınız, o kadar kaliteli bir kitap ki benim aslında kitabı bu kadar geciktirme sebeplerimden biri de bu denli kaliteli olmasıydı, kitabın ilk 80 sayfasında gerçekten çok etkilendim, bu etkiyle hem kitabı çabucak okumak hem de bitirmemek istedim, çok sevdiğim şeylerin bitme ihtimali işin içine
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 30. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
İnce kitapları okumayı genellikle sevmem. Hikâye tam içine giremeden bittiği için çoğu zaman aklımda yarım kalır ve bu durum beni rahatsız eder. Ama yıkık dökük bir şato ile başlayıp yıkık dökük bir kadının hayatına uzanan bu kısa hikâyeyi çok sevdim. Sanki bizzat yaşamış bir insanın bir gece bana anlattığı bir öyküyü, ben de yine bir gecede büyük bir merakla dinlemiş gibi hissettim. Kitap boyunca zihnimde sürekli tartışmalar vardı. Bu garip bir aileydi; tuhaf ilişkileri, boğucu atmosferi ve sırlarıyla insanı huzursuz eden bir evdi. Ama hikâyenin asıl kahramanı, sayfalarda çok az yer kaplamasına rağmen Isabelle’di. Isabelle; bir evlat, bir anne ve bir âşık olarak pek çok hata yapmış bir kadındı. Bana göre o kötü bir kadın değil, yanlış seçimler yapmış, özgür olmak istemiş ama bunun bedelini taşımakta zorlanmış trajik bir karakterdi. Onun yalnızca gölgesine âşık olan Lacase’i ise zaman zaman öfkeyle okudum. Çünkü Lacase, Isabelle’i bir insan olarak tanımaktan çok onu idealize etmeyi seçti. Hatta onu gerçekten tanıdıktan sonra, kendi yarattığı hayalin karşısında yetersiz kalışını ve hayal kırıklığını izlemek oldukça çarpıcıydı. André Gide, bu kısa romanda bana bir kez daha insanların çoğu zaman birbirlerini değil, birbirleri hakkında yarattıkları hayalleri sevdiklerini düşündürdü.
IsabelleAndré Gide · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,700 okunma