türk mitolojisi ile KUTSANDIM+kımızları hazırlayın!
7/10
·399 syf.··
2026 3. kitabı
·
89 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 01:48
Merhabalar, ben Sülde. Asar'ın Evlatları yazardan okuduğum ilk kitap dolayısıyla bu kitap, yazarla tanıştığım kitap oldu. İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun. Beş Çayına Bir Kitap formatında kitabı neredeye bir saat boyunca konuştuğum podcast'e ulaşmak için linke tıklayınız; Video: youtube.com/watch?v=YOauDKJ... Kanal adım: benSülde Ayrıca kanalımda kitap *yerme* ve *övme* videoları da mevcut! 1) TÜRK MİTOLOJİSİ AUUUUU!!! *Yine döner yüce günler* *Hun’un Tanrı ömrünü ver* *Ayrılığa düşmeyelim* *Bir olalım, birleşelim* (yoğun gırtlak müziği eşliğinde uluyarak dans etti) Her inceleme yazımda, her videomda *'TÜRK MİTOLOJİSİ İLE İLGİLİ BİR FANTASTİK NEDEN YAZMIYORSUNUZ?!'* diye cırlayan benim için soğuk bir bardak su gibi oldu bu kitap. Birisi geldi, sıcak bir yaz gecesinde bana böyle soğuk bir bardak su verdi. Yazar, türk mitolojisini gayet iyi anlamış, tanrıları, canavarları, hayvanları, mitolojik ögeleri o kadar iyi kullanmış ki çok sevdim. Türk mitolojisindeki anlayışa göre tanrıların göğün katlarında yaşıyor olduğu inancını almış ve kitapta, tanrıların çocuklarını dağın katlarına koyarak bunu çok güzel bir şekilde yedirmiş mesela. Kaynak sıkıntısı çeken (en azında ben çekiyorum) bir mitoloji adına, mitolojik ögelerinin güzelce kullanılmış olması beni çok memnun etti. Yazar dersini çalışmış ve kitapta meyvelerini vermiş. 2) Kitaptaki Bazı Harika Seçimler Barış'ın kırmızı sevdası, neredeyse mest oluşu (videoda bahsetmedim ama alt metni almadım sanmayın, cıks :), öfke + savaş üzerinden işlenen alt metin, karakterlerin İSİMLERİ (Böke! Öyke! BAYILDIM!!!!) gibi kitapta çok güzel tercihler var ki beğenmekten başka bir çareniz kalmıyor resmen.
Asar'ın EvlatlarıOnur Çalcalı · Luna Yayınları · 050 okunma
7/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Seni okurken kaç bardak çay içtim bilmiyorum ama bir kutu mendil harcadığım doğrudur @aysegulcicekoglu sizi çok geç tanıdım ama harika hikayelerinizden kopamadan sadece üç günde bitirdiğim bir güzel yapıt daha yüreğinize kaleminize sağlık sonsuz teşekkürler #okudumbitti #aysegülçiçekoğluokuyorum #müptelayayınları #kitap #kitapokuyorum #kitapokumakgüzeldir Ayşegül Çiçekoğlu
Alıntı
Kendi Düşen AğlamazAyşegül Çiçekoğlu · Müptela Yayınları · 2017420 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·88 syf.··
2026 4140. kitabı
Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; insanın içine yerleşir. Gazze'nin Son Kitapçısı da benim için tam olarak öyle bir kitaptı. Sayfalarını çevirdikçe kendimi yıkılmış binaların, toz bulutlarının ve bitmek bilmeyen bir bekleyişin ortasında hissettim. Ama en çok da savaşın, sadece şehirleri değil; insanların anılarını, alışkanlıklarını, umutlarını ve geleceğe dair kurdukları en küçük hayalleri bile nasıl paramparça ettiğini düşündüm. Hikâyenin merkezindeki Nebil karakteri beni en çok etkileyen isim oldu. Etrafındaki dünya yavaş yavaş yok olurken onun kitaplardan vazgeçmemesi, sayfalara gösterdiği özen ve kelimelere duyduğu saygı bana çok dokundu. Kitapçı dükkânı, dört duvardan ibaret bir yer değil; hafızanın, kültürün ve direncin saklandığı küçük bir sığınaktı. O raflarda yalnızca kitaplar değil, bir halkın geçmişi ve kimliği de korunuyordu. Fransız fotoğrafçı Jullien ile Nebil arasındaki diyaloglar kitabın en sevdiğim bölümleriydi. Nebil'in "Bir fotoğraf bir insanı yalnızca bir anın içinde yakalar, peki ya o insanın yaşamı?" sözü uzun süre aklımdan çıkmadı. Çünkü gerçekten de çoğu zaman ekranlarda yalnızca birkaç saniyelik görüntüler görüyoruz. O görüntülerin arkasında ise yıllar, aileler, anılar, kayıplar ve anlatılmayı bekleyen koskoca hayatlar var. Nebil'in "Benim hikâyemi dinlemeye ne dersiniz?" sorusu ise bana göre yalnızca Jullien'e değil, bütün dünyaya yöneltilmiş güçlü bir çağrıydı. Kitap boyunca savaşın bütün ağırlığı hissediliyor ama yazar bunu umutsuzluğu büyüterek değil, insanlığın küçük ama değerli ayrıntılarıyla anlatıyor. Enkazın arasında paylaşılan bir bardak çay, Mahmud Derviş'in dizeleri, kitaplara duyulan sevgi... Bazen insanı ayakta tutan şeylerin ne kadar küçük ama ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha fark ettim. En sevdiğim cümlelerden
Gazze'nin Son KitapçısıRachid Benzine · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025200 okunma
Kitabın arka kapak sözleri ...
Puan vermedi·288 syf.··
2026 15. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 15:29
Kendi incelemem değil ama duygu ve düşünceleri oldukça güzel özetlemiş...O yüzden bitirdiğim bu kitabı,arka kapak satırlarını yer vererek noktalamak istedim... ... Bir bardak suda fırtına değil, isyanlar, ayaklanmalar, savaşlar kopuyor bu kitapta ... Dünya tarihine elinizdeki bir bardağın içindeki sıvıya eğilerek bakmak ... Bir bardaktan geçen kare yelkenli keşif gemilerini, Afrika içlerinde avlanıp teknelerin anbarlarına doldurulmuş siyahları, köle tüccarlarını, laboratuvarlarına kapanmış simyacıları,ateş pahası çayı yüksük büyüklüğündeki fincanlarda içen aristokratları,savaş meydanlarındaki kola albaylarını seyretmek ... Tom Standage bu kitapta bunu yapıyor. "Nasıl ki, arkeologlar kullanılan malzemeler temelinde tarihi taş ,bronz çağı,demir çağı vb. dönemlere ayırıyorlarsa" diyor, "dünya tarihini farklı içkilerin egemen olduğu dönemlere ayırmak da mümkün. "Ve ayırıyor da: bira çağı,şarap çağı,damıtık içkiler çagı, çay çağı, kola çağı. Elinizdeki bardağın -ya da kadehin-içindeki sıvı yukarıdakilerden hangisi olursa olsun bu kitabı okuduktan sonra ona bir daha eskisi gibi bakmayacaksınız...
Altı Bardakta Dünya TarihiTom Standage · Kırmızı Kedi Yayınları · 20241,222 okunma
Bir Bardak Kahve Mi İçsem, *ntihar mı Etsem ?
Puan vermedi·110 syf.··
2026 23. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 02:48
Delirmek mi hayır tam olarak değil. varolabilmeyi küçümsemek, bir doğum sancısının dayanılmaz çilesinin edebi hali ve çivisi çıkmış bu dünyayı yaşanılacak bir yer olarak görememenin 100 sayfaya sıkıştırılmış çığlığı. 2. Dünya savaşından sonra bir insan profili çizmeye kalksak sanırım postmodern dünyanın yaşamla bağı kalmamış insanını kalemimiz tuttuğunca Camus gibi anlatmaya çalışırdık ancak Camus kadar çıplak, iç organlarımıza kadar kimse göremezdi.. Yaşamda tutunacak bir değer, sarılabilecek bir varlık kalmamıştı, annemiz bile yabancılaşmıştı, hiçbir acı ve hiçbir keder bizi yerimizden kıpraştırmaya gücü yetmezdi, hayat zaten mutlu olunacak bir yerde değildi.. neredeyse hepimiz yalnızca “çalışmak için yaşıyorduk ? Bize vaaz edilen şekliyle dünya çile keş bir cehennemdi. Evet, Yabancılaşan insan için dünya bir cehennemdir. ve sözcüklerin arasındaki anlam farkı bile kaybolmuştu. Ölüm , yaşam kadar olağan ve doğum küçümsenen bir eylem halini almıştı. Devlet, aile ve tanrı… tarihsel süreçlerde icat ettiğimiz, kutsaliyetini göklere taşıdığımız tüm o putlar, değerler yıkılmış, toprağın altına gömülmekle, yeryüzünde yaşıyor olabilmenin arasındaki fark tamamen silikleşmişti. Tüm istemcimizin dışında varlık halini bulduğumuz anlamı kalmayan yaşamın ağırlığı altında çürümüştük belkide.. Bir bardak kahve içmekle, bir iple kendini asmak arasında fark bulamayan insanın hayat gibi bir kutsalı olabilir miydi ? Camus’un tüm sorgulaması da aslına bakarsınız burada başlar. Camus bu kitabı kendi zihin dünyası üzerinde yazmamıştır çünkü: hiçliğin kendisi bile bir anlamı ifade edecek biçimdedir. Hayat hala sorgulanacak bir şeyse onun için yaşamda devam etmelidir . Yaşamaya dair umudunuzu diri tutun :)
Alıntı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 29. kitabı
Bir adamın değeri, damarlarında akan kanın kaç kase sıcak çorba ettiğiyle ölçülür mü? Yu Hua bizi tam olarak bu ağır gerçeğin ortasına, Xu Sanguan’ın yanına bırakıyor. Onun omuzlarındaki o yükü sırtımızda hissettiğimiz an, bir adamın neden kendini santim santim bitirmeden sevilebileceğine inanmadığını da anlıyoruz. Kendini parça parça harcamadan sevilmeyeceğini, ailesini ayakta tutamayacağını sanıyor bu adam. Sağlığından, canından, gövdesinden bir şeyler eksiltmeden babalık yapamayacağına öyle bir inanmış ki... İşte tam orada o soru geliyor insanın aklına: Bir bardak kan, kaç kuruşluk huzur eder? ​Aslında her şey sadece açlıkla ya da yoksullukla ilgili değil. Xu Sanguan, her kan satışında ailesiyle arasındaki bağı kendi canıyla, kendi kanıyla yamamaya çalışıyor. Hele o Yile meselesi... Günlerce "bu çocuk benden değil" diye kendini yiyip bitiren, mahalledeki dedikodularla ezilen ve çocuğu her fırsatta dışlayan o adamın; iş ölüm kalım noktasına gelince o inadını bir kenara itip canını ortaya koyması... Günlerce yollarda, soğukta, açlıkta, neredeyse kendi ölümüne yürüyerek, sadece o çocuğun nefes alabilmesi için kasaba kasaba gezip tekrar tekrar kan satması... Orada merhametin, kan bağından çok daha güçlü olduğunu görüyorsun. Xu Sanguan aslında Yile’yi değil, kendi vicdanını kurtarıyor. ​Peki, bir insan bütün ömrünü sadece "kendinden vazgeçmek" üzerine kurarsa, elinde verecek bir şeyi kalmadığında neye dönüşür? O ağlama krizi sadece bir yaşlılık korkusu değil; koca bir ömrün yorgunluğu. Kanı yaşlandığı için geri çevrildiğinde, ona aslında "artık işe yaramıyorsun" demiş oluyorlar. "Ben artık bir işe yaramıyorsam, kimim?" sorusu o an boğazına yapışıyor. Hayatı boyunca tutunduğu tek dal elinde kalıyor. Kendi üzerine kurduğu her şey bir anda yerle bir oluyor. ​Xu Sanguan o
1000Kitap
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,426 okunma