Barış

Ensar Vakfı
Ensar ve Türgev'in geçmişine göz atmakta yarar var. Ensar Vakfı'run doğumu 1979' da İran' da Humeyni hare­ ketine denk geliyor. İlk kuruluşunda 47 kurucusu var. 2003 yılında bu sayı 53 oldu. Ensarcılar hedefi 2053 olarak açıklıyor. Onlar için 1923 yok sayılıyor. Cumhuriyet karşıh bir nesil yetiştirilecek ve "Türkiye fethedilecek." Ensar Vakfı fetih için yetiştirile­ cek çocuklar önemli diye yola çıkıyor ama vakıf 2016 yılın­ da çocuk istismarcılığıyla anılmaya başladı. Karaman' da Ensar Vakfı'yla Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Demeği'ne ait ev ve yurtlarda 9-10 yaşlarında 45 erkek çocuğa tecavüz edildiği ortaya çıktı. AKP olayı örtbas etmeye çalıştı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu devreye girdi: "Bu olay bizim hizmetleriyle her zaman gurur duyduğu­ muz vakıfla ilişkilendirilmek istendi ki bu, vakfımızda bir süre görev yapmış, onun da ne kadar olduğunu vakıf çalı­ şanları açıkladı. Bu, bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe ola­ maz" diye savundu. Bakanın iğrenç skandala, "Bir kereden bir şey olmaz" de­ ğerlendirmesi yapması dünya basınında da yer aldı. Ensar savunucusu Bakan Ramazanoğlu yalnız değildi. Yandaş ya­ zarlar da hararetli yazılarla Ensar' ın yanındaydı. Bunların başında da Hayrettin Karaman geliyordu. Çocuk istismarı, Karaman dışında ülkenin başka yerlerinde de vardı. Ensar Vakfı Çorum Şube Başkanı Zeki İşler de istismardan mahkum oluyordu.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şunu unutmayın, bizler arzularımıza gem vuran bir fiziksel sınırlamanın duvarına çarpmıyoruz, bu duvarları yıktık ve mutlak yaratıcı özgürlük alanına geçtik. Günümüzde bir çocuk ölüye yeniden can verebilir, toza ya da metale hayat üfleyebilir, güneşleri yok edip tutuşturabilir, bunları gerçekleştirecek teknolojilerimiz var; bu teknolojilere herkesin ulaşamadığı gerçeği, sanırım sizin de kabul edeceğiniz gibi, ilahiyat açısından önemsizdir. Çünkü İnsanlığın, Kutsal Kitap'ta çok kesin bir şekilde ifade edilmiş olan sınırları aşılmış, ihlal edilmiştir. Eski kısıtlamaların acımasızlığının yerini, onların topyekün ortadan kalkmasının getirdiği acımasızlık almıştır. Yine de Yaratıcı'nın, bizi türlü bilinmezlikler ve azaplar içinde bırakıp bu zalim maskelerin arkasında bize olan sevgisini gizlediğine inanmıyoruz. Kilise de, bu iki talihsizliği -esareti ve özgürlüğü- ibadetle ciro edilecek ve cennetin hazinesinden faiziyle karşılığı alınacak birer senet saymakla görevli değildir. Cenneti bir banka hesabı, cehennemi de borçlunun hapishanesi saymak din tarihinde geçici bir sapmadır.
Tanrı modelleri | 21. Yolculuk
Tarih boyunca zihin çeşitli Tanrı modelleri yaratmıştır, her birinin tek ve asıl doğru olduğunu iddia etmiştir, ama bu bir hatadır, zira bir model yapmak kodlaştırmak demektir ve kodlaştırılan bir gizem, gizem olmaktan çıkar. Dogmalar sadece uzun uygarlık yolunun başında ebedi görünür. Başlangıçta Tanrı'yı Öfkeli Baba, sonra Çoban, sonra da yarattıklarına tutkun olan bir Sanatçı olarak hayal ettiler; dolayısıyla insan sırasıyla terbiyeli bir çocuk, söz dinleyen bir koyun, son olarak da büyülenmiş bir seyirci rolü oynamak zorunda kaldı. Ama Tanrı'nın dünyayı, yarattıkları sabahtan akşama önünde eğilsin diye yarattığını düşünmek; Tanrı'nın insanları, onlar Bu Dünya'yı beğenmeyip Öte Dünya için yatırım yaparcasına O'nu sevsinler, ve sanki O, dinmeyen alkışlar ve hayranlık dolu sözler karşılığında tekrar sahneye çıkan bir virtüoz misali, asıl numarasını ölüm perdesinin inmesine saklıyormuş gibi kendisine dua etsinler diye yarattığını düşünmek çocukçadır.

Barış

, bir kitap okudu
9/10
·392 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2025 3. kitabı
Oliver Bullough
8.4/10 · 138 okunma
Fukuyama'nın teorisi ve Azgelişmiş ülke demokrasileri
Batılı siyasi düşünce, "gelişmiş" dünyanın liberal demok rasilerini tarihsel süreçlerin doğal olarak gelip dayanacağı son nokta olarak giirmeye meyillidir. Bu düşünceye göre günümüzde "gelişmekte olan" ülkeler de, tıpkı bir demiryoluna dizilmiş vagonlar gibi, dönüp dolaşıp son durak olan ve şu anda Batılı ülkelerin bulunduğu noktaya geleceklerdir. Siyaset bilimci Francis Fukuyama -bu arada tarihin sona erdiği fikrinden vazgeçmiştir- 2011 tarihli Siyasi Düzenin Kökenleri adlı kitabında bunun hayli za ra rlı bir bakış açısı olduğunu ileri sürer. Batı Avrupa'da, ABD'de ve diğer Batılı ülkelerde egemen olan liberal kapitalizm gerçekte son derece olağandışı bir düzen olmasının yanı sıra, olası ülke yönetim biçimlerinden sadece biridir. Fukuyama'ya göre yolsuzluk; cehalet veya kibir nedeniyle Batı tarzı bir devlet ve ekonomi yapısını Batı'dan çok farklı geleneklere sahip bir topluma dayattığınızda ortaya çıkar. "Batılıların örfi mülkiyet haklarının doğasını ve bu hakların akraba grupları içinde nasıl yerleşik olduğunu anlamaması, kısmen Afrika'nın günümüzdeki pek çok işlev bozukluğunun kökeninde yatmaktadır," der Fukuyama. "Avrupalılar bir modern mülkiyet hakları sistemi oluşturma arzusunun sonucu olarak, kendi kabilelerindeki İnsanlar üzerinde hiç de geleneksel olmayan bir şekilde tiranlık kurabilecek bir dizi zorba Afrikalı Büyük Adamı kasten yetkilendirmişlerdir. Dolayısıyla, bağımsızlık sonrasında neopatrirnonyal hükümetin büyümesine katkıda bulunmuşlardır." Bir başka deyişle, bağımsızlaşan eski sömürgelerin başlarında ikili bir yönetim vardı: Bir tarafta akrabalık bağlarına dayalı yapılar, diğer taraftaysa Avrupa tarzı bir devlet yapısı yer alıyordu. Devletin başındakiler de servetlerine servet katmak veya düşmanlarını cezalandırmak için hangi taraf işlerine geliyorsa o